VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Büyüle bizi Jodorowsky
Gazetevatan Anasayfa
14.08.2016
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Büyüle bizi Jodorowsky

Büyüle bizi Jodorowsky

Alejandro Jodorowsky’nin “Bir Kuşun Öttüğü En İyi Yer” yazarı tanıyanlar için bir müjde, tanımayanlar için ise muhteşem bir keşif.




Bir kere kendimi çok şanslı hissediyorum. Eğer meraklı bir okuyucuysanız elinizde Alejandro Jodorowsky gibi farklı, tuhaf, karmaşık, yaratıcı, muzip, büyücü, çok yönlü bir dahinin metni varsa bir başka mutlu oluyorsunuz. Sürprizlere açık, kalıpların dışına çıkan, başına buyruk özgün bir dil karşılıyor sizi. Her an hüzünlü girdapların içindeyken birden kendinizi Alice gibi cevval soytarıların, bilge cücelerin, komik sakallı teyzelerin arasında bulup gülümseyiveriyorsunuz. Çok ciddi meselelere dalıp gerdiği anda birden kucaklayıp “boş ver” dermişcesine sarıp sarmalıyor okuyucusunu. Koca bir dünya tarihini acılı bir cadı masalıymışçasına dinleyip fantastik çizgi roman karelerinin griliğinde derinlik sarhoşluğuna tutuluveriyorsunuz.

Çok zengin, derin ve kült olma mertebesine ulaşmış lezzetli bir metinle karşı karşıyayız. Everest’ten yayımlanan Alejandro Jodorowsky’nin “Bir Kuşun Öttüğü En İyi Yer” yazarı tanıyanlar için bir müjde, tanımayanlar için ise muhteşem bir keşif. Jodorowsky’nin usta kalemini kusursuzca ve incelikli çeviren Nihal Mumcu ise kitabın lezzetini arttırmış.
“Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” birçok açıdan okunacak, değerlendirilecek, incelenecek ve farklı tatlar alınabilecek bir metin. Ama yapabileceğim en temel tespit şu olabilir: Şahane bir modern zaman masalı ile karşı karşıyayız. Dünyamızın sıkıcı gerçekliği ile büyülü hayal dünyasının kafa karıştırıcı, sarhoş edici iksirli karışımı bence kitabın dili, tavrı açısından söylenebilecek ilk şey. Jodorowsky aslında bir biyografi yazmış. Ancak kendi özyaşamının köklerine dalarken aslında kendinden önceki birkaç neslin damarlarına kadar girmiş. Kişisel tarihinden yola çıkarak dünyanın en sorunlu, en sıkıntılı cemaatinin, Yahudiliğin hem tarihsel resmini çizmiş hem de öz eleştirel bir derinlikle edebi bir analizini yapmış.

Destansı bir otobiyografi
“Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” Alejandro Jodorowsky’nin büyük büyük atalarının Orta Çağ’da İspanya’dan uzaklaştırılıp önce Türkiye ardından ilk vatanları sayılabilecek Rusya topraklarına yerleşmesi ve ardından yirminci yüzyıldaki büyük kıyımdan önce binlerce kilometre ötedeki Şili’ye ulaşmalarının macerasını anlatıyor. Atalarının soyağaçlarının da yer aldığı kitapta gerçekle hayalin birbirine karıştığı, ailenin tuhaf bireylerden oluştuğu, bu bireylerin içinde bulunduğumuz çağa kadar yaşadıkları zaman zaman korkunç, zaman zaman da gülünç tuhaflıktaki olaylarına tanık oluyorsunuz. Geçmişle ilgili anlatılanların deformasyonunu öyle bir edebi forma sokuyor ki yazar, kuru bir otobiyografi destansı bir kurguya dönüyor. Hiç olamayacak garip yaratıklar, rüya kişiler, tarifi bile mide kaldırmayacak katliamlar, tecavüzler, zulümler ve trajediler içinden bir ailenin sıyrılıp ayakta kalmasını hem şaşkınlıkla izliyorsunuz hem de inanması zor olan bu abartılı gelebilecek kişisel tarihe tanıklık ettiğiniz için heyecan duyuyorunuz.

Alejandro Jodorowsky’nin sülalesinin yaşamını okuduğunuzda kitabın tuhaflığını normal karşılaşıyorsunuz. Gerçek kült bir sanatçıyla karşı karşıyayız. Dramaturg, kült film yönetmeni, tarot uzmanı, yazar, psikoterapist, psikobüyücü, çizgi roman yazarı, performans sanatçısı, tiyatro yönetmeni, kuklacı, mim sanatçısı ve daha birçok şey olan bir çılgın dâhiden de böyle bir kitap beklenebilirdi ancak. Bir meslektaş olarak tiyatrocu tarafından baktığımda Jodorowsky’nin aynı zamanda gerçek bir tiyatro devrimcisi olduğunu da söyleyebilirim. Efsane pandomim sanatçısı Marcel Marceau’dan mim dersleri aldıktan sonra tiyatro tarihinin çok önemli isimlerinden Fernando Arrabal ve Roland Topor’la birlikte Panik Hareketi adında bir oluşum ve manifesto yayımladı. Gerçekten bu meziyetlerinin, bu çok yönlü, farklı, anarşist ve bir o kadar da çekici bir sanatçının öz yaşam öyküsünü daha da değerli kıldığını söyleyebilirim.
Birçok bölümünde dehşete kapıldığım kitapta zaman zaman gülmemi tutamadığım yerler de oldu. Örneğin, kendine ismini miras bırakmış büyük dedesi Alejandro’nun yeni gittiği bir ülkede oranın dilini öğrenmeyi inatla reddettiği bölüm bunlardan biri:
“...artık İspanyolca konuşuyorlardı, çünkü talimatların yanında ücretsiz kahvaltı da veren Devlet Okulu’na gidiyorlardı. Buna rağmen Alejandro yeni dilde sadece bir kelime öğrenebilmişti: ‘Çarşamba’. Müşteriler ne zaman ‘ayakkabılarım ne zaman hazır olur?’ diye sorsalar, o: ‘Çarşamba’ diye cevap veriyordu. ‘Tamir ücreti nedir?’, ‘Çarşamba’... ‘Hava ne kadar güzel değil mi?’, ‘Çarşamba’... Aklı dil öğrenmeye ne kadar yatkınsa ayakkabıcılıkta bir o kadar yeteneğe sahipti...”

Acının ilacı humor
Tabii ki bu mizah geleneği çekilen acıların, trajedilerin sağaltıcısı olarak yeşermişti yaşamlarında. Dünyada birçok disiplinde, edebiyatta, tiyatroda, sinemada Yahudi mizahının gücünü biliyoruz. Ancak onun yeşerdiği coğrafyalardaki soykırımların, göçlerin, aşağılanmaların, acıların merhemi olduğu da malumumuz. Alejandro Jodorowski bir gelenek hâline gelmiş bu humoru o kadar dozunda kullanıyor ki, onun yarattığı gerçeküstü dünyanın korkunçluğundan kurtulmamıza da izin vermiyor bir yanıyla da.

Metnin bizi yakalayan, sarıp sarmalayan en önemli tarafı ise, ruhumuzun çocuksu tarafından masalsı bir örgüyle girip hiç öğüt vermeye gerek görmeden bizi o tuhaflıkların gerçek olduğuna inandırması. Jodorowsky’nin dedelerini büyükannelerini, onların yaşadıkları gerçeküstü gariplikteki aşkları, hayal kırıklıkları, destanlardaki ve mitlerdeki karakterlerle bir arada yaşamaları ne kadar gerçek dışı görünse de, bu muhteşem büyücünün anlattıklarına kapılıp gidiyorsunuz. Rusya’daki siyasal sosyal dönüşümleri ve ardından Güney Amerika coğrafyasındaki çalkantılı siyasal atmosferi o kadar çaktırmadan fona koyuyor ve önermelerini masallarına yayıyor ki, işte yazarın “özgün” dediğimiz niteliği burada ortaya çıkıyor.

Kalemini hiç sakınmıyor Jodorowsky. Dinsel, toplumsal, cinsel hiçbir kısıtlama ona göre değil. Onları küçümsemeden, yok saymadan, neredeyse kabul ederek tüm bu kavramların yanlışını doğrusunu pat diye koyuveriyor yazımına. Onu büyücü yapan da anları, kelimeleri, olayları, karakterleri hep bir gizemin içinde yoğurmak, onları değerli kılmak. Ve onun karakterleri, şehirleri, olayları bu dünyadan daha büyük. Ama o tüm bunları dünya dediğimiz gerçeğe sığdırabiliyor ustalıkla. “Görüyorsun işte Benjamin. Gerçeği bilmek istiyordun, işte çürük kokan gerçek burada. İç çekmeyi bırak, beni çöz, daha çok votka getir de birlikte içelim... Bu dünyadaki en iyi şey doğmamak.”

Alejandro Jodorowsky’nin “Bir Kuşun Öttüğü En İyi Yer” bu yazın en ilginç ve iyi kitaplarından biri. Tam anlamıyla büyüleneceksiniz.



Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161