VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Çehov’un kendi atmosferine sarılı öyküleri
Gazetevatan Anasayfa
15.05.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çehov’un kendi atmosferine sarılı öyküleri

Çehov’un kendi atmosferine sarılı öyküleri

Çehov’un öykü kişilerinde ortak bir yalnızlık vardır; bu yalnızlar birbirlerini anlamakta zorlanırlar ve buradan “Çehov’a özgü psikolojik sanat” doğar. Öykü kişilerinin neredeyse hepsi Çehov’un dilini kullanır. Bu insanlar birbirlerine benzerler; adeta insanlığın ortak maddesinden, aynı kumaştan yaratılmışlardır. İletişim Yayınları, “Albion’un Kızı”ve “Yolunu Şaşıranlar”dan sonra Çehov öykülerinin üçüncü cildi “Kırlarda Bir Gün”ü yayımladı.


Kısa öykü, yürüyüp geçerken gözün köşesine takılan şeydir,” diyor V. S. Pritchett. Tolstoy ise, öykü denilince akla gelen ilk isim olan Çehov için şunları söylüyor: “Sözcükleri adeta gelişigüzel bir şekilde havaya fırlatıyor ama bir izlenimci ressam gibi fırça vuruşlarıyla olağanüstü sonuçlar elde ediyor.”
Zadie Smith’e göre ise, “Sabah okumasını Çehov’la geçirirseniz, öğlen, semtinizde yürüyerek dolaşırken dünyanın Çehovlaştığını görürsünüz; kafedeki garson kız mantıksız bir laf eder, bir köpek sokakta dans eder.”
Hayatın sıradan sıkıntıları, insanları birbirlerinden uzaklaştıran yabancılaşma, yaşantımızı çevreleyen şeylerin kifayetsizliği, olaysız günlerin donukluğu… Çehov’un öyküleri bizi görüntülerin, kelimelerin, davranışların arkasındaki bir âleme yolculuğa çağırır. Ne yazarsa yazsın, her zaman insancıldır, inceliklidir ve kendine özgü bir mizahı barındırır. Öyküleri sakin sonlanır, hatta bir son bile yoktur.

Çehov sık sık Maupassant’la karşılaştırılır ve Maupassant’ın, öykü kişilerine gösterdiği tutum bir avukatınkine benzetilirken Çehov’un tutumunun bir avukatınkini değil, yatağının başında hastasının elini tutan bir doktorunkini andırdığı söylenir.

Çehov’un öykü kişilerinde ortak bir yalnızlık vardır; bu yalnızlar birbirlerini anlamakta zorlanırlar ve buradan “Çehov’a özgü psikolojik sanat” doğar. Öykü kişilerinin neredeyse hepsi Çehov’un dilini kullanır. Bu insanlar birbirlerine benzerler; adeta insanlığın ortak maddesinden, aynı kumaştan yaratılmışlardır.
İletişim Yayınları, “Albion’un Kızı”, “Yolunu Şaşıranlar”dan sonra Çehov öykülerinin üçüncü cildi “Kırlarda Bir Gün”ü -üçü de Mehmet Özgül çevirisi- yayımladı. Önsözde D. S. Mirsky, Çehov’un, Stendhal ya da Fransız klasik yazarları gibi sıradan insanın peşinde olduğunu, bu nedenle Tolstoy veya Dostoyevski’ye benzemediğini, tıpkı Proust gibi en küçük ayrıntılara önem vererek “ruhun iğneleri” ve “ruhun saman çöpleri”ne odaklandığını ifade ediyor. Mirsky’nin de söylediği gibi, Çehov, duyguları, dahası ruh hâlini kurcalar, “gerçekçi figürlerin” değil, ruh hâlinin yansımalarının ardına düşer. Kardeşi Aleksandr’a yazdığı bir mektupta şöyle der Çehov: “En iyisi, figürlerin ruh hâliyle ilgili tasvirlerden kaçınmaktır; figürlerin ruh hâlinin, onların hareketlerinden anlaşılması konusunda çaba göstermelisin.”

Onun öykülerinde büyük olaylar yer almaz; o, içi okur tarafından doldurulması gereken çerçeveler yaratır; okurun, çevresine, en basit şeylere ve sıradan olaylara yeni bir gözle, yeni bir bakış açısıyla bakmasını bekler. Hayat her yerdedir ve devam etmektedir. Asıl değişiklik bizim zihnimizdedir. Her insanda sanatçıyı ilgilendirecek ilginç bir yan mutlaka vardır. Bu yüzden, “Yalnızca önemsiz oldukları için sıradan insanlara gösterilen nefret ve acıma duygusu insan kalbine yakışmaz. Küçük rütbeler orduya ne kadar gerekliyse, edebiyata da o kadar gereklidir,” der Çehov.

Çehov için her şey bir öykü konusu olabilir. Öykülerini nasıl yazdığını merak eden bir arkadaşına, masanın üzerindeki kül tablasını göstererek, “İşte! Bu, yarın bir öykü konusu olacak, adı da kül tablası,” der.

Çehov, geleneksel betimleme yöntemini elinin tersiyle iterek her şeyi en aza indiren, süslemeden uzak, yalın bir anlatımı yeğler. Dostu Gorki’ye yazdığı bir mektupta, “Tabiat tasvirleriniz tam bir sanatçı işi, ancak sürekli olarak tabiata insan kişiliği vermeniz, deniz derin derin nefes alırken, tabiat mırıldanırken, konuşurken, sıkıntı çekerken, bilmem ne ederken, bütün bunlar tasviri monoton, bazen tatsız, bazen anlaşılmaz hâle getiriyor; tabiat tasvirlerinde güzellik ancak sadelikle, ‘güneş battı’, ‘hava karardı’, ‘yağmur başladı’ kadar yalın cümlelerle elde edilebilir, anlatmak istediğimiz şey ancak böyle anlatılabilir,” diye ifade eder düşüncelerini.

“Kırlarda Bir Gün”, Çehov’un 1886 yılında yazdığı öykülerden seçilerek hazırlanmış. Kırk dokuz öykünün yer aldığı kitapta, benim çok sevdiğim “Agafya”, “Kırlarda Bir Gün”, “Yazlıkta”, “Kontrbaslı Roman”, “Eczacının Karısı” gibi pek çok güzel öykü var.

Gecekondulardan yankılanan ıslık

“İhtimal Cüce”, “Taşra Bitki Örtüsü ve Parseller”, “Epey” gibi kitapların sahibi genç şair ve yazar Murat Çelik’le birlikte Öykülem dergisini çıkaran yetenekli ekibin içinde yer alan Eyüp Tosun, üzerinde ince ince çalışılmış, demlenmiş ve kıvamını bulmuş ilk öykü kitabı “Kör Islık”la (Tefrika Yayınları) güzel bir giriş yaptı öykü dünyasına. Selim İleri, “bir genç yazar, hele hele bir ilk kitap hakkında yazmışsa bu önemlidir hem de çok önemli” der. İleri, Eyüp Tosun’un öykülerinin ‘sert, yalçın bir tarafı’ olduğunu, ‘hırçın bir anlatışın klasik hikâyeyi 2000’lere taşıyarak yerli kalmak kaydıyla yeniliklere açıldığını’ söylüyor. Eyüp Tosun yeni bir ses; bozkırdan ve gecekondulardan yankılanan yaman bir ıslık. Ankara’nın gecekonduları, yeniyetmelerinin gözüyle vurucu biçimde anlatılırken, “kızların, analarının sırt ağrısı” olduğunu öğrenmek kalbimizi burar, kadınlar, dizi ve filmlerde olduğu gibi kocalarından “seni seviyorum” sözlerini bekler, gençler, yeryüzünün kirlendiğini görüp yeraltında yaşama isteğiyle adını telaffuz edemedikleri yabancı yazarın kitabının peşine düşer, öğrenciler, karne notlarını örgütlü biçimde düzeltmelerine rağmen “hayat bilgisi”nden sınıfta kalırken o ıslık bir türlü bırakmaz yakamızı. O ıslık, aşk itirafını sonuna kadar açtıkları teybin sesine gizleyen, çekingen ama bir o kadar da fırlama gençlerin ve babalarından önce binip motor ısınsın diye arabayı çalıştıran ergen oğlanların da dilindedir. Genç müezzinin pornoyla imtihanı, askere giden gencin nizamiyede bıraktığı ıslık, bir apartmanın her dairesinin sahne sahne değişen hikâyesi, berberler, fotoğrafçılar Tosun’un kaleminde yeni ifade alanlarına açılıyor. “Kör Islık”, bizi çağıran ıslık gibi dikkat çekici bir ilk kitap...

Paylaş
YORUMLAR

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam