VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Modern hayat ne kadar güvenilir?
Gazetevatan Anasayfa
15.07.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Modern hayat ne kadar güvenilir?

Modern hayat ne kadar güvenilir?

Kanada’nın en özgün yazarları arasında gösterilen Nicolas Dickner’ın modern hayatı enine boyuna sorguladığı “Özgürlüğün Altı Derecesi” romanı Türkçede. Yazar kitabında “Özgürlüğümüzü feda ettiğimiz modern hayat güvenilir mi?” sorusunun yanıtını arıyor.


TEKİN BUDAKOĞLU



Özgürlüğün Altı Derecesi”, önce iki çocukluk arkadaşı Lisa ve Eric’e odaklanıyor. Temelde gündelik ihtiyaçlarını karşılamak, dileklerini gerçekleştirmek ve Lisa’nın “dünyayı fethe” çıkması için paraya ihtiyacı olan ikili, bu uğurda çeşitli yollar deniyor. Lisa için mevsimlik işlerde çalışmak, babasına yardım ederek küçük bir maaşa talim etmek seçenekler arasında; oysa Eric’in agorafobisi yüzünden sokağa çıkma şansı dahi yok. İlk gençliğinde, rahatsızlığı altı ay içinde şiddetlenen Eric’in hastalık yüzünden astronot olma hayallerinin de suya düştüğünü öğreniyoruz, “Uluslararası Uzay İstasyonu’nda çalışmak isteyen Eric, nihayetinde yatak odasıyla yetinmek zorunda” kalıyor. Bu yüzden o da, neredeyse bilgisayar başında yaşıyor, küçük yaşına rağmen yazılım konusunda bir uzman sayılacak donanımda.

Lisa’nın babası müteahhit Robert Routier ise altmış dört yaşında, ölümün yaklaştığını hissettiği günlerde, Baskine Konağı’nı satın alarak restore etmek ve böylelikle sanatını taçlandırmak, ardında kayda değer bir iş bırakmak istiyor. Lisa’nın yaşamı bir süreliğine, bu konağın tadilatına yardımcı olmakla geçiyor.
Romanın dönüşümlü olarak okuduğumuz- diğer bölümündeyse ana karakter Jay. Otuz dokuz yaşında, kimlik hırsızlığıyla suçlandığı Quebec’te ceza alıyor ancak bir süre sonra şartlı tahliye memurundan beklemediği bir teklif duyuyor: Şayet Kanada Atlı Kraliyet Polisi’ne bağlı olarak çalışmayı kabul ederse hapisten kurtulacak, aksi halde uzunca bir mahkûmiyeti göze almak zorunda. Çaresiz, kabul etmek mecburiyetinde kalıyor: “Resmi olarak Jay, mali dolandırıcılık veri analisti. Gününü, kopyalanan kredi kartları üzerinden gerçekleştirilen yüz binlerce işlemi, oraya buraya saçılmış devasa büyüklükteki meşru satın alma emirlerini, Bükreş, Lagos ya da Minsk’e yönelik fon akışlarını içeren, Babil Kulesi kadar büyük veri tabanlarını inceleyerek geçiriyor.”

Öte yandan, zaman içerisinde Eric şirket kurup zengin olmasına ve çağdaşları arasındaki en parlak gençlerden biri sayılmasına karşın Lisa’da işler biraz daha karışık: Annesiyle arasının kötü olması yetmezmiş gibi, işleri yolunda gitmeyen babası Robert’in de bir sabah gümrükte pijamalarıyla, bir çeşit nevroz halinde bulunduğunu öğreniyor.

Jay tarafındaysa hareketlilik söz konusu: iş arkadaşı Mahesh’in Papa Zoulou ismindeki kayıp bir konteynerin peşinde olduğunu duyuyor, bu mesele onun aklına takılınca kendince Jay da konteyneri araştırmaya başlıyor.

Gel gör ki konteynerin akıbeti muamma: Nerede bir iz bulunacak olsa anında kayboluyor. Papa Zoulou’nun nerede olduğu, tam anlamıyla uluslar arası bir krize dönüşüyor: KKAP’ın yanı sıra Homeland Security, Kanada Güvenlik İstihbaratı Servisi ve hatta CIA bile fellik fellik bu konteyneri arıyor.

Bu noktada Eric’in daha önce Lisa’ya bahsettiği yarı-otonom konteyner projesini hatırlayınca ikili ve Jay’in hikâyeleri de örtüşmeye başlıyor. Kendi başına yönlenebilen, akıllı bir konteyner fikri bu: “Konteyner terminal ağına kendiliğinden bağlanabilir,” diye açıklıyor Eric projesini “ve -hava durumu, trafik sıkışıklığı, gemi kazaları, gecikmeler, grevler, karantina gibi- çevre faktörlerini dikkate alarak kendi saat düzenini yönetebilir. Diyelim bir domuz gribi salgını var. Bu durumda konteyner maliyet hesaplaması yapabilir, riskleri değerlendirebilir ve otomatik olarak kendi kendine başka bir pazara doğru yola çıkabilir ya da daha az maliyetli başka bir aktarma limanına yönelebilir. Hatta evrak işlerini konşimento, gümrük belgeleri vs- kendi kendine halledebilir ve ilgili mercilere gönderebilir.”

Jay izleri adım adım takip ederek sonunda bir yüzleşmeyle bu gizemi çözmeyi başarıyor. Bu yüzleşme sırasında bir süredir kayıp olan Lisa’nın nerede olduğu, konteynerin amacı ve akıbeti gibi meseleler de çözüme kavuşuyor.

Modern sınırlara itiraz
“Konteyner bir yer mi?” diyor Eric “Hayır, tam olarak değil. Ancak söz konusu olan sıradan bir kutu ya da bir araç veyahut bir asansörün kıtalar arası muadili de değil. Aynı anda hem bir nesne hem de sosyal sabit bir sermaye, oluklu çelik ve veri tabanı, hem kültürü hem de yasal çerçeveyi içinde barındırıyor.”

“Özgürlüğün Altı Derecesi”nin, modern hayatın kesin çizgilerine karşı geliştirdiği bir fikir var. Zygmunt Bauman’ın yaşadığımız dönem için öne sürdüğü “akışkan modernite” kavramıyla uyumlu bir fikir bu. Geleceğin öngörülemez olduğunu söyleyen Bauman, insanların güvenliklerini garantiye almak için özgürlüklerinden feragat etmeye hazır olduklarını ileri sürer. Peki özgürlüğümüzü feda ettiğimiz bu modern hayat gerçekten de o kadar güvenilir mi? Eric’in bulduğu yarı-otonom konteyner fikri bunu sorguluyor bir bakıma. Özgürlüğümüzü feda ettiğimiz devletlerin, sınırların, coğrafi ayrımların, güvenlik alanlarının basitçe ama etkili biçimde ihlali. Güvenlik için özgürlüğümüzü feda ederken belki de ikisinin aynı anda yitimi.

Buna karşın fikrin işlenme şekli, fikrin kendisi kadar etkili görünmüyor. Okuma anında, zaman zaman romandan kopmalar yaşandığını söylemek mümkün. Bunda en etkili unsur, yazarın şimdiki zamanda anlatımını tercih etmesi. Kısa öykü ya da anlıklaştırmalarda faydalı olan şimdiki zaman anlatımının olayların birbirini takip ettiği, hacimli bir romanda akışa sekte vurduğunu, bazen de anlatılan zamanı muğlaklaştırdığını düşünüyorum. Yazarın zaman zaman sözü uzatması ve düz anlatımın dışına hemen hiç çıkmaması da romanın güçlü olmayan yönleri arasında sayılabilir. Yanı sıra teknolojinin sınırlarına ve gücüne, fütüristik geleceğin imkânlarına ve onun yol açacağı yeni dünya düzenine ilgisi olan okurların merakını çekebilecek bir roman “Özgürlüğün Altı Derecesi”.

Paylaş
YORUMLAR

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam