VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Cortázar ve avangard roman
Gazetevatan Anasayfa
15.05.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cortázar ve avangard roman

Cortázar ve avangard roman

Dünyaca ünlü Arjantinli yazar Julio Cortázar’ın Türkçeye aktarılan külliyatına iki yapıt daha kazandırılıyor: “Sınav” ve “Andrés Fava’nın Güncesi”. ”Sınav”Arjantin toplumuna dair eleştirel bir kesit sunarken, “Andrés Fava’nın Güncesi” ise yazarın yaşam ve edebiyat yaklaşımının temellerine ilişkin benzersiz anlatı olma özelliğini taşıyor.


Hisler, geçişler, sezgiler üzerine kurulu bir roman “Sınav.” Tekdüzeliğe, hükmeden yazar kavramına, dişi okurun hazırcılığına, anlamın iktidarına Cortázar’ın karşı çıkışı.”
Cortázar’ın 1963’te yayımlanan “Seksek” romanı, çağdaşı ve dostu Mario Vargas Llosa’ya göre, “İspanyolca konuşulan dünyada deprem etkisi” yaratır. “Seksek”, yeni bir görüş açısının örneğidir çünkü, hâlihazırdaki roman formunun sınırlarını genişletir: Llosa’nın ifadesiyle, doğrusal akışı reddeden, ucu açık bir metinle karşılaşan günün okur ve yazarlarının, “anlatı sanatının araçları ve amaçları hakkındaki inanış ve ön yargıları” ciddi bir sarsıntıya uğrar.

Sınırları keskinleşen katı gerçekliğin karşısına belirsizliğin gizemini çıkarır ve çoğul anlama kapı açar Cortázar. Metin üzerindeki bu özgürlükçü tavrı, Roland Barthes’ın savunduğu “yazarın ölümü” teorisiyle örtüşür: Barthes’a göre metin üzerinde hâkimiyet kuran yazar, okuru ve yazıyı belli bir alana hapseder. Anlamın ve okurun özgürleşmesi için yazarın aradan çıkması gerekir: Yazarın ölümü, okurun doğuşunun bedelidir. Kuşku yok ki bu kurgusal düzeni önceleyerek okurun doğumuna alan açmaya çalışıyordu Cortázar; böylelikle fişi içine alan prize benzettiği, yazarın söylediği her şeyi kabul eden, pasif “dişi okur” yerine, onunla metnin içindeki her deneyime ortak olan, aktif okura ulaşabilecekti.

“Sınav” romanı da yapısal olarak “Seksek”i andırıyor. Ev denilen fakültenin uzunca bir anlatısıyla karşılaşıyoruz önce: Her yanda bir akademisyen, başka bir klasiğin okumasını yapıyor. Romanın ana kişilerinden olan Juan ve Clara ile burada karşılaşıyoruz.

Bu noktadan sonra roman, sürekli ilerleyen ve kendi içine dönen bir devinime giriyor. Roman boyunca bir günden daha uzun bir zaman dilimi söz konusu olunca romanın gerçek zamanlı bir anlatı düzlemine kaydığı hissi uyanıyor: Kahramanlar önce tramvaydan kafeye, daha sonra Mayo Meydanı ve oradan Bolivar sokağına doğru ilerleyen daimi bir hareket halindeler ve bu akış roman boyunca durmaksızın sürüyor, mekânlar arasındaki geçişler sırasında da Andrés, Stella, Gazeteci gibi yeni karakterler anlatıya dâhil oluyor.

Cortázar, belirli konular üzerinde ısrarcı biçimde durmuyor: Karakterlerin konuşmaları, düşünceleri arasında kayboluyoruz. Okura bir anlam dayatma anlayışına yazarın apaçık karşı duruşu bu. Elde var olan ve sürekli tekrar eden bilgiler, Juan ve Clara’nın ertesi gün önemli bir sınavının olduğu ve Juan’ın aldığı karnabahar. Mutlak bir anlamın ardından koşan yazar burada muhakkak karnabahardan hiç söz etmez ve sürekli sınavdan bahseder dururdu; oysa gündelik hayatın akışını yakalamaya çalışan -ve bunu romandaki eş zamanlılıkla birleştiren- Cortázar, eve sağ salim varmasını istediğimiz bir karnabahar ve kaderimizi etkileyecek bir sınav hakkında aynı oranda konuşabileceğimiz, endişelenebileceğimiz gerçeğinin üstüne gidiyor.

Olayların ilerleyiş biçimi, hiç kaybolmayan sis ve yoğun olarak kullandığı bilinç akımı sayesinde roman formunu belirsizliğe yerleştiren Cortázar, karakterlerin kimlikleri ve ilişkilerinde de aynı metodu tercih ediyor. Geri planda, onları sürekli izleyen Abel var. Her yerde karşılarına çıkan Abel’in delirdiğini, kendilerini şikâyet edeceğini hatta öldüreceğini düşünüyorlar. Oysa bir yandan Juan’ın şiirlerini, Andrés’in denemelerini konuşuyor; ülkenin durumu, aydın kavramı, ölüm üzerine sohbet ediyorlar. Her şey olup biterken bir an Juan ve Clara’nın arasının bozuk olduğunu anlıyor, geçmişte Clara ve Andrés arasında bir yakınlaşma geçtiğini seziyorsunuz. Hisler, geçişler, sezgiler üzerine kurulu bir roman “Sınav”. Tekdüzeliğe, hükmeden yazar kavramına, dişi okurun hazırcılığına, anlamın iktidarına Cortázar’ın karşı çıkışı.

Hiçliğin romanı
“Andrés Fava’nın Güncesi” ve “Sınav” romanı organik bir bağla iç içe, zira kurgusal günlüğün sahibi olan Andrés, “Sınav”ın başkarakterlerinden biri. “Sınav”da Juan ve Clara Ev’den ayrılarak şehre karıştıklarında karşılaşıyoruz Andrés’le, roman boyunca gizemli bir gölge gibi peşlerinde olan Abel’in de esasen onu takip ettiği ihtimali üzerinde duruluyor sık sık. Bir sanatçı Andrés. “Sınav”da ‘yazdığını’ ve bunların arkadaş çevresinde takdir gördüğünü anlıyoruz, oysa sanatçı kişiliğini yalnızca yazdıkları üzerinden değil, düşünceleri ve tavırları aracılığıyla da okumak mümkün: Ölümü düşündüğü sırada, “Böylece, bunun sonucu olarak öldüğümde artık yoksam ve ben değilsem ölen kişi ben değil başkasıdır,” diyor sözün gelişi “Peki öyleyse bundan bana ne? Şu andan başlayarak, şimdi hemen, bu kişiye üzülür, acırım.”“Sınav”ın sonunda Abel ile karşılaşınca cesur karar verecek kadar güçlü görünse de günlüğü kırılgan sanatçı ruhunun dökümü görünümünde. Odasındaki bir çiçeğe doğru eğildiğinde, yarı-saydam gözleriyle çiçeğin ona baktığını hissediyor ve ekliyor: “Gerçekten bana bakabilecek olsa beni göremeyecek bence.”
Yazarlar, şairler, kitaplar, iyilik, dil, zaman, ölüm ve ölümün kesinliği gibi konularda tam bir sanatçı duyarlılığıyla düşünüyor. Yanı sıra, Abel’in bir pansiyonda görevli olduğunu ve o zaman tanıştıklarını, Clara’yla fakülteden arkadaş olduklarını okuyor, bu sayede “Sınav”da netleşmeyen kimi boşlukları da günlük sayesinde tamamlıyoruz. Günlüğün sonu, aynı zamanda “Sınav” romanının yaşandığı o kısa süreye denk geliyor: İki metin arasındaki iz düşümü bu sayede biraz daha güçlendiriyor Cortázar. Andrés’in yazarına benzemesi, bu iz düşüme bir ilmek daha atıyor. Yazarı gibi düşünüyor Andrés, sanatı ve duyguları ve olgulara yaklaşımı onu andırıyor. Keza yazmak istediği roman da. Roman tanımı, “Seksek” ve “Sınav”ın avangard tarzıyla örtüşüyor. “Hiçin romanını yazmak,” diyor Andrés tasarladığı roman için “Kitapta her şey öyle bir araya gelip oturacak ki okur yapıtın korkunç izleğinin izleksizlik olduğunu sezip çıkarsayacak.”


Paylaş
YORUMLAR