VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Cumhuriyet’in Penceresi’ndeki adam
Gazetevatan Anasayfa
15.09.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cumhuriyet’in Penceresi’ndeki adam

Cumhuriyet’in Penceresi’ndeki adam

“Kendi Heykelini Yapan Adam: İlhan Selçuk” kitabı onunla tanışmak isteyenler için bir “merhaba” olabilir.

İnsan ömrünü bir taşı yontmakla geçirir ve sonunda ortaya kendi heykeli çıkar.” Böyle dermiş Türkiye basınının duayen isimlerinden İlhan Selçuk. Bu yüzden de Orhan Karaveli, onun hakkında yazdığı biyografiye “Kendi Heykelini Yapan Adam: İlhan Selçuk” adını vermiş.
Çok tartışıldı İlhan Selçuk. Hakkında çok konuşuldu. Taviz vermez duruşu kimi için değerlerinden ödün vermeyen emsalsiz bir kişilik, kimi için de “yeniliğe kapalı” bir tutumdu. Türkiye basını Özal dönemiyle rengarenk olarak dışa ve içe açılırken onun yönetimindeki Cumhuriyet Gazetesi’nin, ısrarla ve inatla siyah-beyaz yayın yapması gibi... Bu kimilerince bir kalite göstergesi olarak tanımlandı, kimilerince de dünya tasarım ananlayışından uzak bir tutum olarak... Gazetenin tiraj artışı için tabak-çanak vermemesi ise elbet her daim taktirle karşılandı ama gazete varolan çizgisiyle de tiraj artıramadı. Ama İlhan Selçuk’un “Pencere”si tam da böyle bir şeydi.
AYDINLANMA CÜMLESİ
Benim içinse İlhan Selçuk her şeyden önce aydınlanma demekti. Küçük bir kızken siyah-beyaz bu “sıkıcı” gazetenin sayfaları arasında dolanır, imzasının güzelliği karşısında elim kaşınır, taklit ederdim. Kısa cümlelerden, bazen çivi darbeleri gibi, oluşan yazıları zaman zaman öğretmenlerin ya da ebeveynlerin “her şeyi en iyi bilen” üslubunu hatırlatmıyor değildi. Ama ben zaten öğretmen kızıydım ve bu tür üslupları “sıcak” bulmasam da önemini ve değerini bilirdim. Zira aydınlanmacılar biraz böyledir... Doğruyu yapmaya o kadar odaklanırlar ki esneme payları azalabilir. Çünkü büyük bir korkuları vardır: Cehalet! Tarih boyunca insanlığın yaşadıklarını dikkate alırsak çok da haksız sayılmazlar. Ama ne yaparsınız, tam da bu noktada kendileriyle, demokratik kişilikleriyle çatışırlar. Eğitim almamış, almayı reddetmiş, roman okumamayı maharet sayanların da dahil olduğu “ortak akıl” karşısında susmak durumunda kalırlar. Çelişkileri “halk için halk adına!” diye özetlenir. Sanırım İlhan Selçuk, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdiği aydınlanma sürecinin, bir tek kendine çözüm üretemeyen bu büyük çelişkinin basındaki en büyük simgesi oldu. Hasan Cemal ve Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yayın anlayışı ile ilgili yaşadıkları tartışmanın ve yazılarının içeriğinin, Türkiye’nin son yıllarda içine girdiği siyasal süreçteki muhalefet anlayışının da temel özeti buydu.
Öyle ya da böyle... O İlhan Selçuk’tu. Bu yüzden, onu okuyan okumayan, seven sevmeyen her kişi, vefatından sonra köşesinde kimin yazması gerektiği üzerine fikir beyan etti, tahminler yürüttü ve kolay kolay kimseler yakıştırılamadı. Neyse ki yine onun gibi kısa cümleleri olan, ama humor ve ironi kullanmayı seven, yine aynı çelişkili temalarından ötürü çokça tartışılan Bekir Coşkun’un varlığı bu tartışmayı bitirdi.
Fakat düşünüyorum da, bu kadar tartıştığımız kişi kim? Sahi onu tüm bu özelliğinin dışında ya da “sabah 4’te kapısı çalınan adam” dışında nasıl biliyoruz?
CUMHURİYET KİTABI DEĞİL
Orhan Karaveli adeta bu boşluğu doldurmak için yazmış bu kitabı. Hemen söyleyelim, karşımızda ne Emine Uşaklıgil’in “Benim Cumhuriyetim”i, ne de Hasan Cemal’in “Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim”i var. Bu bir Cumhuriyet Gazetesi kitabı değil. Hatta Cumhuriyet bu kitabın çok az bir kısmı. Kitap, İlhan Selçuk’un başta kızkardeşi Ülfet Ertel olmak üzere İhan Selçuk’un arkadaşlarının tanıklığı ve anıları ile kaleme alınmış bir “saygı”, “anma” kitabı niteliğinde. Yanin onun çocukluğunu, kardeşleriyle olan ilişkisini, yetiştiği ortamı, 16 yaşında vefat eden abasi Orhan’ın ölümünün üzerinde bıraktığı izi, evliliklerini vs. okuyoruz. Bu yüzden “Kendi Heykeleni Yapan Adam”a, bir gazetecilik ya da Ergenekon soruşturmasına ilişkin Selçuk ailesinin bir savunması olarak yaklaşmamak gerek.
Kitapta en ilgimi çeken bölüm ise Selçuk’un alie ortamı oldu. Genç yaşta yitirilen abisi Orhan, ressammış. Kitapta 14 yaşında yaptığı bazı çizimleri var ki, “Bu yaşta bu çizim...” diyorsunuz. Turhan Selçuk’un evrensel çizgisini, unutulmaz kahramanı Abdülcanbaz’ı zaten biliyoruz. Buna İlhan Selçuk’un yazarlık yeteneğini de ekleyince aile ortamı daha bir önem taşır oluyor. Babası askermiş Selçuk’un. Kitap okuyan, gazeteleri takip eden entelektüel eğilimleri olan biri... Aydın da bir kişilik. 6-7 Eylül olayları sırasında aldığı tavır ise not düşülmesi gereken türden. Olaylar başlayınca naftalinleyip kaldırdığı askeri üniforsasını giyip sokağa çıkan, kalabalığa “kıta dur!” diyen ve sonra da “dağılabilirsiniz” diyerek kalabalığı uzaklaştıran...
Bu şekilde gayrimüslim komşularını koruyabilen ve eve gelince de üniformasını çıkarıp bu konuda ölene dek tek kelime etmeyen biri! Size de bu kişilik tanıdık geldi mi?

kitaptan...

Mevhibe’yi kaybetik Ülfetciğim!

lhan Selçuk’la aynı yıl doğmuş bir vali kızıydı Mevhibe Beyat. Dönemin seçkin gençlerinden akademi hocalarına kadar çevresindeki hemen herkesin ilgisini toplayan, Güzel Sanatlar Akademisi mezunu bir güzeldi. En tutkulu hayranlarından Özdemir Asaf onu “Lavinia” şiiriyle ölümsüzleştirirken Oktay Akbal’ın bir güzelin öyküsündeki Hisya’nın da Mevhibe olduğu söylenirdi. İlk evlliğini onunla yaptı, üç yıl sürdü. Mevhibe, İlhan Selçuk’tan sonra Öztürk Serengil’le evlendi. Üçüncü evliliğinide çok geçmeden bir kameramanla... Hiç çocuğu olmadı Mevhibe’nin yani Lavinia’nın... İstanbul, Erenköy’de bir apartmanın küçücük zemin katında sürdürdü yaşamını. Bir düzine kadar kedisi vardı. Babasından kalan emekli maaşını paylaştığı kedileri yavruladıkça artık kimler kalmışsa dostlarını telefonla arar ve mutluluğunu onlarla paylaşırdı: “Bugün iki çocuğum daha oldu.” Parasız kaldıkça İlhan Selçuk’u arardı. Ağzında dişi kalmamış ama protez yaptıramıyordu... Şurası burası ağrıyordu doktora gidemiyordu... Biriken apartman aidatlarını bile ödeyememişti... 11 Eylül 2007’deki ölümünden kısa bir süre önce kedilerine mama verirken düşüp bir de bacağını kırmaz mı seksenlik Lavinia? Yarım yüzyıl boyunca önceki eşinin üzerinden yardım elini hiç eksik etmedi İlhan Selçuk. Her sorununu çözmeye çalıştı. Ve, bir gün kız kardeşine telefon ederek çok üzgün bir sesle “Mevhibe’yi kaybettik Ülfetçiğim” dedi.

Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163