VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Dağlarca bilgeliği
Gazetevatan Anasayfa
15.09.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dağlarca bilgeliği

Dağlarca bilgeliği

Fazıl Hüsnü Dağlarca, yüce şair, ne yazsa şiire yakışan, ne yazsa şiir olan şair, şiirin kendisi olan şair. Hem çok hem az, hem yoğun hem akıcı, hem derin hem yapyalın, hem Tanrıya hem dünyaya yapyakın olan şair. ‘Şiir tankeri’ demişti Cemal Süreya, ‘Şiir Tanrısı’ demeliydi bana kalırsa!

HAYDAR ERGÜLEN




Ahmet Soysal’a sormalı, o bilir, hatta yalnız o bilir, çünkü kendisi bir bakıma Dağlarca’nın özden de yakın manevi oğlu gibidir. Dağlarca ‘manevi’ dediğimi duymasın, siz de daha doğru, daha iyi bir sözcük biliyorsanız bunun yerine, lütfen onu kullanın.

Acaba Dağlarca soyadını kim seçmiştir? Herhalde 1934’de kabul edilen soyadı yasası 1936’da çıktığında babası. Dağlarca’nın subaylık yaparken, soyadı Ergüder olan bir üst rütbeliye kızıp,‘askerlik er gütmek değil, ere tapmaktır’ diyerek, soyadına ‘Eretap’ı da eklemesi güzel bir öyküdür. Onun çoğulculuğu, toplumculuğu, insan sevgisi ve iktidar olgusuna eleştirel yaklaşımı bakımından da ayrıca anlamlıdır.

100’ü aşkın kitap yazdı

Dağlarca soyadı da bir şiir başlığı, kitap adı gibi yoğun ve kapsamlı gelir bana. Sanki bir olanaktır. Dağlarca’nın metafiziği de içeren evrensel şiiri için sanki Tanrı tarafından konulmuş bir soyadıdır, yani soyadı yasası filan çıkmadan, Fazıl Hüsnü daha dünyaya gelmeden, belki şiir bile yaratılmadan önce. Böyle evrensel bir şaire de böyle Tanrısal bir soyadı yakışırdı değil mi? Dağlarca soyadının yeryüzüne nasıl indiğini de Ahmet Soysal biliyordur, çünkü Dağlarca üstüne en yetkin kitabı ve yazıları yazan da ondan başkası değildir.

Dağlarca, yüce şair, ne yazsa şiire yakışan, ne yazsa şiir olan şair, şiirin kendisi olan şair. Hem çok hem az, hem yoğun hem akıcı, hem derin hem yapyalın, hem Tanrıya hem dünyaya yapyakın olan şair. ‘Şiir tankeri’ demişti Cemal Süreya, ‘Şiir Tanrısı’ demeliydi bana kalırsa!
Dağlarca’nın şiirlerinin çokluğu kadar çoğulculuğu da bilinir. Kat kat anlam giyinmiştir onun sözcükleri, bir dizeye geldikleri zaman adeta dünyanın, evrenin, insanın kadim bilgisinin taşıyıcısı olarak dururlar. Dururlar dediğim sözün gelişi, durmazlar, oradan başka katmanlara, anlam denizlerine açılırlar, zihinleri gezerler, yeni meraklar uyandırıp alışılmadık sorulara yol açarlar. Ve bunlar hep şiirdir. Çünkü Dağlarca için düzyazı yetersizliktir. Şiir her şeye yeter, bunun tanığı da kanıtı da Dağlarca ve 100’ü aşkın kitabında yer alan binlerce şiirdir. Üstelik yalnızca yetişkinler için değil, çocuklar için yazdığı şiirler de büyük ve büyüleyicidir.

Dağlarca’ya göre, düzyazının sözcüklerinin ‘anlam kapsamları’, şiirin sözcüklerine oranla daha dar ve sınırlıdır. “Üç yaşından beri şiir düşünen” birinin de bu ayrımı yapması son derece doğaldır. Dağlarca düzyazı yazmamasıyla, yazan şairleri de yazmamaları konusunda uyarmasıyla bilinir. Ben de çok düzyazı yazan biri olarak, Dağlarca’dan uyarı almıştım. ‘Hocam sizin hakkınızda da yazıyorum!’ deyişim bile onu bu konuda yumuşatmazdı. Bazen de şairleri eleştirmek için, onların düzyazısının şiirlerinden daha iyi olduğunu söylerdi ki, bunu Cemal Süreya’ya bile yapıp, onun alınmasına, küsmesine de neden olmuştur!
Olmuştur da Dağlarca’ya kim küsebilir? Şair Dağlarca’ya küsmüş de...diye başlayan bir espri konusu olur yoksa bu da! İşi gücü, varı yoğu, derdi imanı şiir olan birinden söz ettiğimizi hiiiiiç unutmayalım derim! Hem Allah aşkına, şiir yazanlara soruyorum öncelikle, kaçımız Dağlarca’yı baştansona bir kez olsun okuyabildik? Öyleyse, böyle yazan birini eleştirmek herhalde hepimizi aşar!

Ne kadar kısa o kadar iyi!

Çok uzattım, müjdeyi buraya sakladım! Dağlarca’nın ‘düz’yazıları yayımlandı! Meğer Dağlarca 1961-62 yılları arasında, Vatan Gazetesi’nde yazılar yazmış, Erol Gökşen de bunları toplamış, “Karşıdüşünce” (YKY, Ağustos 2018) adıyla yayına hazırlamış, Ahmet Soysal da her zamanki gibi doyurucu bir önsöz yazmış.
Düzyazı ama Dağlarca’nın düzyazısı. Ne kadar kısa o kadar iyi. Çünkü ona göre düzyazıda sözcükler çok ‘fazla’dır, bu fazlalıklar atıldığındaysa geriye nefis mi nefis aforizmalar kalır! Artık şair sezgisi mi demeli yoksa Dağlarca’ya özgü bilicilik mi, son yıllarda belki de en çok okunan ‘edebiyat türü’ olan aforizmaların farkına, şair ta 60 yıl önce varmış ve o zamanlardan yazıp geleceğe postalamış! Sokak, ekmek, toplum, çarşı, sayı, ayak, işçi, kavga, yurt, sofra, yılan, eşek, güç, gözlük, uzay, dalkavuk, aydın...Her şey var bu kısacık çakımlarda! Hem de öylesine var ki, bunları Çinli bilgeler, Yunan filozofları, bir tasavvuf ehli söylemişçesine, geçmişi, günü ve geleceği bir arada ele alan, uyarıcı, tabii aynı zamanda da hem söyleyiş güzelliği hem de zeka kıvılcımlarıyla bilgelik ve şiir dolu sözler. İster ariflerin menkıbeleri sayılsın ister dervişlerin nefesleri, ister velilerin buyrukları ister resullerin sözleri, bunları söyleyen, yazan da şairlerin piri, yüceler yücesi Dağlarca. Tanrı ondan razı olsun!
Sözü çok uzattık, hem de Dağlarca için, ondan razı olan Tanrı bizi de bağışlasın! “Toplum uykudur. Uğruna ölenlerle açar gözlerini”, “Dalkavuk kimi över? Ekmeğini”, “Ak’ lekeleri biz öderiz. Kara lekeler ‘öder bizi”,”İşte sokaklar, açlığımızın yürüyüp gittiği”,“Ekmek, Tanrı’nın yeryüzünde unuttuğudur”, “Yemişler, ağaçların yenilmezliğidir”,“Dinsizdir sömüren. Hiçbir Tanrı, hiçbir Tanrı betiği, sömürenden yana değildir”, bir de bilmece, “Eli vardır; ağzına götürmez. Ayağı vardır; çıkarı ardından koşmaz”, bilemediyseniz yanıtı: Karnı olmayan!

“Çarşı nedir? Ellerimizle ağzımızla kendimize kattığımız”, “Soy gütme nedir? Bir aşağılık duygusunun ta kendisi. Evet, soy güdenler korkanlardır. Öteki’nden korkanlar”,“Toplumdan değil, ikiden bile yoksun olan, bir tek ben olan kendine biz derse ondan korkmamalıdır hiç. Ondan iğrenmelidir”,“Tanrı, sayıların başlangıcıdır. 1’dir çünkü”.

Devamını siz okursunuz, ben memleketin hali pür melalini ta o günden gören şu aforizmayla bitiriyorum: “Nerde durmuş bir toplum varsa orda saygıdeğer bir aydın yoktur.” Yalan mı?

Paylaş
YORUMLAR