VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Eco’dan yakındoğu armağanı
Gazetevatan Anasayfa
15.08.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Eco’dan yakındoğu armağanı

Eco’dan yakındoğu armağanı

2016’da kaybettiğimiz İtalyan yazar Umberto Eco hemen her kitabında keşfetmenin hazzını sunar okura. Eco’nun “Yakındoğu”su Neolitik çağların Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır, İran ve Anadolusu’ndan başlayarak Akdeniz uygarlıklarının son dönemine kadar sanat, bilim ve teknik, müzik, tıp, felsefe ve daha birçok disiplinin oluşumu, gelişimi ve dönüşümünü kronolojik olarak inceliyor.

LEVENT TÜLEK



Sanırım Umberto Eco’nun bu kadar popüler olması ve geniş okuyucu kitlelerine ulaşmasının nedeni, aslında çok öznel ve spesifik konuları, çok çetrefilliymiş gibi görünen derin düşüncelerini kibirsiz süssüz haliyle, popülerlikle seçkincilik arasındaki dengeyi ustaca sağlaması. Bu ay yayımlanan “Yakındoğu” isimli kitabı, akademik ve bilimsel sınırlarını çitlerle çevirmiş olsaydı muhtemelen bu kitabı yalnızca konunun uzmanları, araştırmacılar ve ders kitabı olarak önerilen sınırlı sayıda öğrencinin dışında okuyan olmazdı diye düşünüyorum. İyi kitap okuyuculuğunun anahtarlarından biri de meraklı olmaktır. “Ben yalnızca kurgu okuyorum” ya da “yalnızca bilim kurgu ilgimi çekiyor” deyip başka türlere ve konulara ilgi duymamak pek de bir kitap kurdunun ya da bilgiye aç çağdaş insanın özelliği değil ne yazık ki. Eco bize bir kıyak yapıyor ve aslında çok değerli bir tarih bilgisini, üstelik de Anadolu ve çevresi özelinde bize adeta bir mücevher sunuyor. Tarih sevip sevmemek diye bir seçimin olması bana saçma geliyor. Onu seçemezsiniz. Çünkü zaten tarih sizsinizdir. Biz insanların en sevdiği ve sıkça sorduğu “nerelisin” sorusundan tutun da müzikten yemeğe kadar alışkanlıklarımızın ve beğenilerimizin tam da göbeğinde tarih yatıyor. Umberto Eco “ayrıntılar”ın yazarı. Hatta bunu bilimsel olarak irdelemiş, çalışmış ve tezler ortaya koymuş bir yazar. Dolayısıyla yazdığı kurgu ya da kurgu dışı her kitabın her cümlesi hatta cümleciğinde bir değer gizli. Onu yakalamak, anlamak, bilmek ve keyfini çıkarmak okuyucunun işi. Çağına son derece ilerici, aydınlatıcı, modern ve zaman zaman (her dahi gibi) muzip bir şekilde bakan bu olağanüstü ismin yazdığı değil konuştuğu, söyleştiği, röportaj verdiği yazılar bile çok değerli ve çarpıcı. Bir yerlerde bulursanız okuyun derim.

Tatlı ve mesafesiz

Umberto Eco’nun Yakındoğu inceleme ve araştırmasını öncelikle arkeoloji ve tarih severlere şiddetle öneriyorum. Mutlaka kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap. Sonrasında kurgu dışı seçici okuyucunun ise mutlaka edinmesi gerek diye düşünüyorum. Terminolojisi ve spesifik konusu itibarıyla tabi ki zaman zaman zorlanılacak bir metin gibi görülebilir. Ama başta da dediğim gibi Eco tatlı ve mesafesiz bir hoca gibi anlatıyor tüm bildiklerini. Eco Batı’yı, uygarlığı ve çağdaş dünyayı anlamanın yolunun doğal olarak Antik Yunan, Mısır ve medeniyetler beşiği (bize özgü yerel bir deyim olduğu için tercih ettim, yoksa Eco’nun böyle bir tanımı yok)olan Anadolu ve Mezopotamya’ya bakmaktan geçtiğini anımsatıyor bize bir kez daha. Ve çok ince, titiz ve uzmanı olduğu gibi ayrıntılarla anlatıyor. Kitap bir tarih anlama ve bilme metni gibi bile olsa zaman zaman masalsı bir havaya da bürünüyor. Bu da ustanın kurgucu ve hikâyeci tarafından geliyor. Tarihi anlamak için ders kitaplarının yanı sıra böyle usta bir söz büyücüsünün elinden çıkma metni tercih etmenizi öneririm. “…Beyaz heykeller ve beyaz tapınaklardan oluşan beyaz bir Yunan kültürü hayali kurduğumuz zaman (genelde bir takım okullar ve ilkesiz yayıncılar bizi bu yönde düşünmeye teşvik eder) heykellerin de tapınakların da renkli olduğunu unuturuz veya görmezden geliriz…” diyor önsözde yazar. Şuna işaret ediyor aslında. Bizim anladığımız tarih ve arkeoloji sadece taştan, mermerlerden ve kilden ibaret değil. Yani turistik bir hatıra değil koca medeniyetler. Onların içindeki, özündeki, yaşam, anlam ve renktir tarih denilen şey. Ve kitabını da bu temel bilincin şemsiyesi altında şekillendiriyor. Ben henüz kitabı bitirmedim. Zaten bir kurgu metin gibi ardı sıra okunup bitirilecek bir metin değil “Yakındoğu”. Başucunuzda bulunacak ve sık sık karıştıracağınız, araya başka kitaplar alsanız da okumaya devam edeceğiniz bir kitap. Tarihin ve daha çok Roma, Yunan, Mısır, Anadolu uygarlıklarının tarihi denince sadece akla savaşların, tahribatların, yıkımların kısaca karanlık meselelerin gelmesinin ne kadar yanlış olduğunu da ortaya koyuyor Umberto Eco. Çünkü bu dönem güzel sanatların, kültürün, sporun, zevkin, yaşamın, kısaca insanlığının sosyal yaşamının da şekillendiği ve evrildiği zamanlar. Asla karanlık ve puslu değil tam tersi renkli ve coşkulu zamanlar olduğu iddiasının da peşinden gidiyor yazar. Yalnızca buradan bakıldığında bile kitabı ilginç kılan, tarihi bir kez daha ve yeniden keşfetmenin hazzını sunuyor Umberto Eco’nun “Yakındoğu” kitabı. Neolitik çağların Mezopotamya, Arap yarımadası, Mısır, İran ve Anadolu’sunda başlayan kitap Akdeniz Uygarlıklarının son dönemine kadar sanat, bilim ve teknik, müzik, tıp, felsefe ve daha birçok disiplinin oluşumu, gelişimi ve dönüşümünü kronolojik olarak inceliyor.

Günümüz ve antik dönem karşılaştırması

Eco’nun “Yakındoğu”su sadece antik Yunan ve Roma öncesi Uruk, Asur, Babil, Hitit, Arami, Fenikeliler, Keldaniler, Medler ve Perslerin arkeolojik ve tarihsel incelemesini yapmıyor, onları ve kültürlerini oluşturan kavramları da didik didik ediyor. Kitabın bir sürü keşfedilecek, merakla tekrar okunacak yeri var. Benim ilgimi çeken günümüzde bile hala sorgulanan insan varoluşu, güzellik-çirkinlik, estetik, iyilik-kötülük, adalet, sanat ve etik kavramlarının bu iki dönem (günümüz ve antik dönem) Eco’nun gözüyle karşılaştırılması ve neredeyse yeniden keşfedilmesi. “…Devlet’te ahenk yokluğu anlamındaki çirkinin ruhsal iyiliğin tersi olduğunu belirten Platon, gençlere çirkin şeylerin gösterilmemesini tavsiye ederdi, ama sonuçta her şeyde, tekabül ettikleri düşünceye uydukları ölçüde asgari derecede bir güzelliğin var olduğunu kabul ederdi; dolayısıyla genç bir kız, bir kısrak ve bir tencere güzel olarak nitelenebilir ama aslında her biri bir öncekine göre çirkindir…” Tarihöncesinden (prehistorya) başlayarak neredeyse günümüze kadar gelen koca bir dönemin ve coğrafyanın kültürel, tarihsel ve sosyal bir okumasını yapmış yazar. Tatlı, bilge bir hocadan ahenkle dinler gibi okuyorsunuz kitabı. Alfa’dan çıkan Yakındoğu, Leyla Tonguç Basmacı tarafından deyim yerindeyse “oya gibi” işlenmiş. Kendisini kutlamak gerek. Böylesine terminoloji ve özel adlarla dolu bir metni ve Eco gibi tarihçi, bilim insanı, düşünür ama en çok sevdiğimiz yanı olan kurgu edebiyatçının dilini ve rengini hissettirebildiği için en çok da… Ayın belki de yılın en değerli kitaplarından “Yakındoğu”. Kesinlikle edinmenizi öneririm.

Paylaş
YORUMLAR