VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Halil Hoca’nın Haçlı Seferleri yorumu
Gazetevatan Anasayfa
13.03.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Halil Hoca’nın Haçlı Seferleri yorumu

Halil Hoca’nın  Haçlı Seferleri  yorumu

Yaşayan en büyük Osmanlı tarihçisi olan Prof. Dr. Halil İnalcık’ın orjinali İngilizce olan “Osmanlılar ve Haçlılar” kitabı nihayet Türkçeye çevrildi. Dip notları ve eklenen “ek kaynakçalar” ile zenginleştirilen kitap Haçlı seferlerini Osmanlılar dönemi açısından ele alıyor.

SİNAN GENİM

Avcılık ve toplayıcılıkla hayatlarını sürdüren toplumlarda savaş olmaz, çünkü bu toplumlar savaşmak için gereken nüfus büyüklüklerine erişemezler; birbirleriyle yaptıkları çatışmalar ise kayda değer olaylar değildir. Ne zaman ki insanoğlu yerleşik düzene geçer ve giderek ürettiği artı değer komşularının ilgisini çekecek boyuta yükselir işte o zaman savaşlar başlar. Nasıl bir sebep sunulursa sunulsun, bütün savaşların nedeni ekonomik üstünlük ve zenginlik arzusudur.
Dünyanın bir dönem en büyük ekonomisini barındıran Akdeniz havzası, savaşların çok sık görüldüğü bir coğrafyadır. Erken dönemlerde Helen ana karasından veya günümüz Filistin bölgesinden denize açılarak Ege ve Akdeniz’in bir bölümünde ticaret yapan uluslar, kısa zaman sonra birbirleriyle çatışmaya başlarlar. Bir tarafta Pers ordusu, diğer tarafta Helen şehirleri birliği bu savaşların aktörleridir. Günümüz Yunanistan’ının bir bölümünün Pers hakimiyetine girmesi ve daha sonra Helen hakimiyetinin Mezopotamya’ya kadar uzadığı bir karşılıklı çatışma ortamı, Büyük İskender’in Hindistan’a kadar uzanan hakimiyeti ile sonlanır. Büyük İskender’in fetihleri sonrası özellikle Doğu Akdeniz çevresi istikrara kavuşarak Atina yerine İskenderiye Akdeniz ticaretini yönlendiren liman olur.



ROMA’NIN YÜKSELİŞİ
Büyük İskender sonrası şehir devletleri veya küçük krallıklar şeklinde oluşan bölgesel istikrar giderek Roma hakimiyeti ile tüm Akdeniz çevresine yayılır. Özellikle Kartaca’nın tasfiye edilmesi ile artık Akdeniz “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) olarak anılmaya başlar. Bazı korsanlık girişimlerine rağmen Akdeniz havzasındaki tüm ticaretin Roma denetiminde yapıldığı bu yıllar “Pax Romana” (Roma Barışı) adıyla bilinir. Ege ve Akdeniz havzası deniz ticareti Emevi Devleti’nin kurulması ile birlikte Müslümanların da söz sahibi olduğu bir yapıya dönüşür. Geçmişin Suriyeli ve Yahudi tüccarları piyasanın efendileridir. Kendine güvenen tacirler Doğu’dan porselen, baharat ve kumaş alıp getiriyor ve bunları çok büyük kârlarla satıyorlardı. Yahudi satıcılar Bağdat, Kurtuba, İskenderiye, Marsilya gibi şehirlerde hep bir arada oturuyorlar, atalarının törelerine sımsıkı bağlı bir hayat sürüyorlardı. Kısa süre sonra kendilerine yeni rakipler çıkmaya başladı. Venedik, Cenova, Milano, Floransa ve Pisa gibi şehirlerden gelen başlangıçta sayıları oldukça az bu insanlar sanki hepsi de Lombardiyalıymış gibi “Lombardlar” olarak anılıyorlardı. Latince ve devamında İtalyancanın egemen olduğu ticaret dili tüm Akdeniz havzasının eski ticaret dili olan Grekçenin yerini almaya başlamıştı. Renè Sèdillat’ın “Değiş Tokuştan Süper Markete” ismiyle dilimize çevrilen kitabında da belirttiği gibi giderek büyüyen bu ticaret hacminden manastırların ve onlara bağlı keşişlerin pay almaması düşünülemezdi. Üstelik Akdeniz havzasındaki hemen her noktada bulunan manastırlar vasıtasıyla örgütlenme imkanları da vardı.

C:\Users\basci\Desktop\mart net2\halil (7).jpg
VIII. yüzyılın başlarında İspanya’nın büyük bir bölümümün hızla Müslümanların eline geçmesi, Akdeniz havzasındaki ticaret paylaşımını büyük oranda etkiledi ve yeni aktörler hızla Sicilya ve Sardunya (652), Rodos (672-73), Kıbrıs (674), Girit (826) gibi deniz ticaretini kontrol altında tutan adaları hakimiyetleri altına almaya başladılar. 10. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ekonomik bir canlanma görüldü. Her ne kadar İtalyan denizciler Akdeniz ticaretindeki Müslüman hakimiyetini tehdit etmeye başlarlarsa da Doğu’nun ticaret yolları ve limanları hâlâ Müslümanların tekelindeydi. Üstelik artık yeni bir tehlike vardı; 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya giren Türkler, kısa süre içinde bu bölgeyi hakimiyetleri altına alarak İznik merkezli Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuracaklardı. Yahudi ve Arap tüccarların yanı sıra hızla iç bölgelerdeki ticaret merkezlerini kontrolleri altına alan yeni bir güç ortaya çıkmıştı. Artık Küçük Asya’da kesin bir Hıristiyan hakimiyetinden söz etmek mümkün değildi.

HAÇLI HAKİMİYETİ
18 Kasım 1095’de Clermont Konsili Papa I. Urbanus başkanlığında toplanarak doğuya, Kutsal Topraklara doğru bir Haçlı Seferi düzenlemesi için karar alınır. Çoğunluğunu Frankların oluşturduğu Haçlılar, Ağustos 1096’da harekete geçerek Konstantinopolis, İznik, Eskişehir, Antakya yolu ile Kudüs önüne geldiler ve Temmuz 1098’de 462 yıllık Müslüman hakimiyetinden sonra Kudüs düştü. 11 Kasım 1100 tarihinde Kudüs Krallığı kurulur. Suriye - Filistin kıyı şeridindeki tüm ticaret limanları kısa süre içinde Haçlı hakimiyetine girer. İki yüz yıla yakın süren bu işga, 1291’de Akka’nın Müslümanlarca yeniden fethi ile son bulur. Bundan böyle 11 Aralık 1917 günün İngiliz general Allenby’in Kudüs’e girişine kadar çok uzun yıllar bu kıyı şeridi Müslüman hakimiyeti altında olacaktır.



Doğu toplumları Haçlı Seferleri’ni bazı vekayinameler dışında çoğunlukla Batı kaynaklarına dayanarak yazılmış kitaplardan tanımaktadır. Çağdaş yazarlar arasında ilk olarak 2001’de Amin Maalouf’un “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” isimli araştırması yayımlanır. Bir Doğulunun, Arap kaynaklarına dayanarak yazdığı bu kitap gerçek bir vahşeti yansıtır. Üzerinden yüzyıllar geçse de Batıdan gelen ve kendini bir inanç kabuğu altına saklamaya çalışan bu tecavüz girişiminin unutulması söz konusu değildir. Batının inanç nedeniyle yaptığını söylediği “yağma” girişimlerinin temel nedeninin evrensel ticaret ağını genişletmek ve kendi toplumlarını zenginleştirmek olduğu açıktır. Jack Goody’nin “Tarih Hırsızlığı”, Ian Almond’un “İki Din, Tek Bayrak” ve Nigel Cliff’in “Son Haçlılar”ı bu konuda yapılmış önemli araştırmalardır.
Hâlâ devam etmekte olan Haçlı Seferleri’nin Osmanlı dönemi versiyonunu Halil İnalcık bize aktarmaya çalışıyor. Halil Hoca 1329 ila 1522 arasındaki olayları beş ayrı bölüm halinde incelemiş: Anadolu’nun hızla Türkleşmesi sonucu oluşan Türk İskanı ve Hıristiyan Tepkisi 1329-1361; Osmanlı Fetihleri ve Haçlı Seferleri 1361-1421; Balkanlar İçin Mücadele 1421-1451; Fatih Sultan Mehmed’in İmparatorluğu 1451-1481 ve Osmanlılar, Haçlı Seferleri ve Rönesans Diplomasisi 1481-1522.
Dünyanın çevrelediği tek deniz olan Akdeniz, üzerinde fazla düşünmediğimiz bazı gerçekleri saklamaktadır. Ege ve Akdeniz egemenliği örneğin Mısır’da hüküm süren Memluklar için hayati öneme sahiptir. Buğday, kereste, demir ve hepsinden daha önemlisi Ukrayna ve Kafkasya’dan Akdeniz’e doğru oluşan köle ticareti vazgeçilmesi çok zor bir ticaret ağının parçalarıdır. 1291’de Akka’nın yeniden fethedilmesi üzerine Papa IV. Nicholas’ın emriyle uygulanan abluka, daha sonraları Osmanlı deniz gücünün çekirdeğini teşkil edecek deniz gazilerinin oluşturduğu Türk donanmasının ortaya çıkmasına yol açacaktır (s.10). Hıristiyan Avrupa, Türk ilerleyişinin önemini ancak 14. yüzyılın başlarında Latin mülkleri ve ticari ulaşımı Ege Denizi’nde cihat faaliyetinde bulunan Türkmen gazilerinin günden güne artan hücumlarına maruz kalınca fark edecek ve yeniden düzenlenecek yeni bir haçlı seferinin tek amacı Türkler’in Ege’den atılması olacaktır (s.11). Ancak Ege’deki Türk karşıtı koalisyonun bozulmasına Venedik -Ceneviz Savaşı neden olur. Bu savaş sırasında Venedikliler, Konstantinopolis ile Aragon -Katalonya Kralı IV. Peter ile onun Katalan savaşçılarına yaklaşırken, Cenevizliler Aydınoğlu Hızır Bey ve Osmanoğlu Orhan Bey ile ittifak kurmuşlardır (s.15). Bu birlikteliğin hemen sonrasında Ceneviz ile Osmanlı antlaşması Osmanlıların Batılı bir milletle yaptığı ilk antlaşmadır. 2 Mart 1354’te Gelibolu ve yöresinde meydana gelen deprem sonrası fethedilen topraklar için “Gelibolu’da sayısız ‘Frenk’ (Katalan) olduğu için burayı zapt etmek mümkün değildir” denir (s.21). Gerek Konstantinopolis, gerekse Venedik ordusunda yer alan Katalan askerleri Akdeniz çevresindeki egemenlik kaygısının büyüklüğünü göstermektedir. Kısa süre sonra Portekiz ve İspanya donanmalarının okyanuslara açılmalarına müteakip Akdeniz havzasında nerede ise Katalan askeri kalmayacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda büyümesi ve giderek Macaristan ve Venedik’in ticaret alanlarını tehdit eder hale gelmesi üzerine yeni bir Haçlı Seferi düzenlenir. Papa IX. Boniface tarafından organize edilen ve 25 Eylül 1396 günü Niğbolu önlerinde büyük bir yenilgi ile son bulan bu teşebbüsün önderleri Macar Kralı Sigismund ile kısa süre sonra Hospitaller şövalyelerinin üstadı azamı olacak olan Philibert de Naillac canlarını zor kurtarırlar (s.70). Kısa süre sonra Sultan Yıldırım Bayezıd’ın Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilmesi ve esir düşmesi Osmanlının Balkanlar’daki büyümesini durdurur. Çelebi Sultan Mehmed (1413-1421) dönemi bir toparlanma dönemidir. Sultan II. Murad’ın (1421-1444 /1446-1451) saltanatı ise iç istikrarın sağlanmasından sonra Osmanlının Balkanlarda tekrar büyümeye başladığı dönemdir. Kitabın 1421-1451 tarihleri kapsayan üçüncü bölümü bu devreyi anlatmaktadır.

OSMANLI AÇILIYOR
Ortaya çıkan boşluk nedeni ile Romalıların İmparatoru unvanını taşımayı bir hak kabul eden Macaristan Kralı Sigismund bir süredir Balkan Hıristiyanlarının ve Bizans’ın kurtuluşunun önderliğini yaparak, Leh Kralı II. Vladislav Jagello’nun da desteği ile yeni bir Haçlı seferi oluşturmaya çalışmaktadır (s.78). Yeni bir Haçlı seferi oluşması için büyük çaba sarfeden Papa IV. Eugene, Macaristan Kralı Vladislav, Erdel Voyvodası Yanoş Hunyadi ve Eflak voyvodası Vlad Drakul’un önderlik yaptığı bir Haçlı ordusu oluşturur. 10 Kasım 1444 günü yapılan Varna muharebesi, Hıristiyan güçleri açısından büyük bir yenilgi ile sonuçlanacaktır (s.104-05). Bu savaşın dikkat edilmesi gereken bir özelliği Batılı şövalyelerin savaşta yer almamasıdır.
Uzunca bir süre bizim coğrafyamızda daha küçük ölçeklerde devam edecek Haçlı seferlerinin aktörleri Macar ve Slav boyları olacaktır. Varna yenilgisinden kısa süre sonra Papalık, Haçlı Savaşlarını Okyanus ötesi topraklar ile Uzak Doğu’ya taşıyacak ve ticaret tekelinin daha geniş bir coğrafyada sürdürülmesi imkanı doğacaktır. Beş yüz yıla yakın bir süre sonra Kenya cumhurbaşkanı Jomo Kenyatta (1894-1978) bu değişimi; “Avrupalılar geldiklerinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapatıp dua etmeyi öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda baktık ki İncil bizim elimizdeydi. Topraklarımız ise beyazların olmuştu.” diye özetleyecektir.
Geçmişi bin yıl önceye uzanan, global olarak hâlâ sürmekte olan bu tarihi gerçeği, Haçlı Seferleri konusuna ilgi duyan ve günümüzü sorgulayan herkesin okumasını öneririm.

Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Mart 2017 Yıl : 12
Sayı : 157