VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Hassas biyografi
Gazetevatan Anasayfa
15.11.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hassas biyografi

Hassas biyografi

Didier Eribon, gerçekleri gizleme çabasına girmeden fakat hassasiyetleri de göz önünde bulundurarak sıradışı ve “hassas” bir Michel Foucault biyogfrafisine imza atmış.


BUKET AŞÇI
Bir Michel Foucault biyografisi yazmak çelişkili görünebilir. Zira Foucault tam da biyografik bir incelemenin olabilirliğini yadsıyarak yazar kavramını pek çok kez reddetmemiş miydi? İşte “Michel Foucault” biyografisinin yazarı Didier Eribon da bu soruyla başlıyor kitaba. Çünkü pek çok kişinin iddiasına göre Foucault hayatıyla ilgili ayrıntıları paylaşmayı reddetmişti.
Peki gerçekten öyle mi? Zira onun çeşitli mülakatlarda birçok bilgiyi paylaştığını, hatta söyleşi dizileri yaptığını biliyoruz. Ayrıca 1983’te bu kitabın yazarına daha kapsamlı ve “derli toplu” bir söyleşi kitabı yapmayı bile önermiştir.
O zaman Foucault ile ilgili bir biyografinin yazılmasına yönelik itirazların temeli ne? Bu tartışmalar nereden kaynaklanıyor? Yazar Eribon bunun “homoseksüellik bahsine ilişkin hassasiyetten” kaynaklandığı görüşünde. Zira kendisi araştırma sürecinde hep aynı soruyla karşılaşmış: “Kitapta eşcinsellikten bahsedilecek mi?” Şöyle anlatıyor yazar karşılaştığı bu tepkileri: “Kimileri bunun yanlış anlaşılabileceğini düşünürken, kimileri 1989 yılında dahi bu bahsin açıkça ele alınamamasına hayret ediyordu. Belli ki bu kitap, çok fazla şey anlattığımı düşünenler ile Foucault’nun örneğin Amerika’daki yaşantısı hakkında daha fazla ayrıntı bekleyenlerin birbirine karşıt yaklaşımlarını ortaya çıkaracak tepkiler almaya adaydı.”
O da tercihini ikinci yaklaşımdan yana kullanarak biyografi yazımına karar vermiş ama diğerlerinin hassasiyetlerini de göz önünde bulundurarak. Gerçekleri gizleme çabası içine girmemiş fakat sansasyon yaratacak bir kitap yazma niyetine de düşmemiş. Elbette böylesi hassas bir durumda dengeyi bulmak hiç kolay değil. “Ama” diyor; “Bütün yazarların maruz kaldığı yumuşak baskı ve sansüre direnmek istiyordum. Özellikle de bu, tüm eserleri ‘normalleştirme’ güçlerine karşı bir isyan olarak okunabilinecek, Foucault hakkında yazılan bir kitap olduğu için.”
Yine de sergileme ve teşhir etme, bu baskıyı ve bu baskıda rol oynayan röntgenciliği bir şekilde kabullenme değil mi? Yazar bu çifte tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla Foucault’nun kariyerinin, çalışmalarının, düşüncesinin, yaşamının ya da ölümünün belirli yönlerini, yalnızca bazı meselelerin anlaşılması için anlatmaya karar vermiş. Foucault’nun ancak kendi varoluşu içinde bir anlam ihtiva eden ya da anlaşılabilecek olan gri bölgeleri sessizlikle geçiştirmiş. Ama bu hassasiyetten Foucault’nun eşcinselliği ile ilgili bir oto sansür uyguladığı sonucu çıkmasın. Zira Fransa’da olduğu kadar başka ülkelerde de eşcinsel dergilerine ayrıntılı röportajları bizzat vermiştir. Nitekim Rene Char’ın çok sevdiği şu cümlesini de sık sık kullanırdı: “Meşru tuhaflığınızı görünür kılın.” Gelelim kitabın yazım ve araştırma sürecine...
FOUCAULT’NUN MASKE
ALTINDAKİ MASKE YÜZLERİ
Eribon “Öncelikle bu tür araştırma süreçlerinde karşılaşılması kaçınılmaz engeller vardı; tanıkların zayıflamış hafızaları ve bu tanıkların anılarını gün yüzüne çıkarmaları için sık sık görüşme yapılması gibi. Sayısız resmi izin ya da entrikayla erişilebilecek arşivlerde kaybedilen ya da yakılan belgeler sorunu da cabası” diyor. Ama o bunlar karşısında yılmamış. Bütün bu belgeleri bir araya getirmek ve tanıklarla görüşmek için Tunus’tan Poitiers’ye, Lille’den San Fransisco’ya, Clermont-Ferrand’dan Uppsala ya da Varşova’ya kadar seyahat etmiş. Ayrıca karmaşık ve çok yönlü kişiliği ile tanınan Foucault’ya özgü güçlüklerle de karşılaşmış: “Masklar takar ve onları sürekli değiştirirdi” diyor mesela onu herhangi birinden daha iyi tanıyan 20. yüzyılın en önemli filologlarından Georges Dumezil. O yüzden de yazar; “Foucault ‘hakikatini’ ortaya çıkarmaya çabalamadım: Maskın altında daima başka bir mask vardır ve ben birbirini izleyen bu kılık değiştirmelerin altında izini sürebileceğimiz bir kişilik hakikatinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü çok sayıda Foucault mu vardı? Dumezil’in ifadesiyle binlerce Foucault mu? Şüphesiz evet. Onları bana göründükleri haliyle sundum. Mesela 1979-1984 yılları arasında tanıdığım Foucault’dan epey farklıydı. Fakat bir yargı taşımaktan, bir tercih sırası ortaya koymaktan kaçındım. “Ama asıl engel yazarın tabiriyle en sinsi, en aldatıcı olandı yani bazen belge ve hikâyelerden bile çıkan, gerçekleri perdeleyecek kadar kişiliğine atfedilmiş söylencelerdi. Zira Foucault, 1966 yılından sonra ilgi odağı olmuş fakat kötü şöhreti, yetmişli yıllardaki politik faaliyetiyle birlikte gelmişti. İşte bu noktada yazar amacını şöyle açıklıyor: “Eğer bu kitap tortulaşmış efsanelere karşı tarihsel olayları yerine oturtmaya çabalıyorsa, bunun nedeni Foucault’nun eserlerinden yaratıcı gücünü, zenginliğini ve verimliliğini çekip almak değil, tam tersine onlara tüm ışıltısını yeniden kazandırmak içindir. Foucault’nun kırk yılı aşkın bir süre boyunca sürdürdüğü çalışmaların pek çok okuması yapıldı. Bunlar unutuldu, ihmal edildi, tozlu raflara kaldırıldı. Hepsinin yerinde yeller esiyor. Foucault’nun eserlerini onların tek ve çarpıtılmış yorumundan kurtarmak, ona zarar vermek anlamına gelmez. Çok yönlülüklerini yeniden kazanmaları için tarihlerini iade etmek, onları yalnızca geliştirip zenginleştirebilir. Bir yaşamı anlatmak elbette sonu gelmez bir iş. Ne yazsanız hep bir eksik kalır. Çünkü her insan keşfi hiç bitmeyecek bir evren... Ayrıca belge tasnifi de cabası. Nitekim yazar “Foucault’nun 1970-1984 yılları arasında imzaladığı tüm bildirilerin dökümünü yapmak mümkün değildi” diyor. Tıpkı militan eylemlerinin her birini aktarmanın mümkün olmadığı gibi...
Bir de tabii hangi Foucault sorusu gündeme gelmiş? Daha doğrusu kimin Foucault’su? Malum söz konusu tarihin en ilgi gören düşünce insanlarından biri. Bu noktada çareyi “mademki bir Foucault biyografisi yazıyordum, o halde onu önemli bulanlarla değil, onun için önemli olanlarla ilgilenmeliydim” diyerek bulmuş Didier Eribon. Bu yüzden Foucault’nun kariyerine eşlik eden veya onunla kesişen, çalışmasının ortaya çıkışına şahit olan ve onun evrimini takip eden felsefecilerin tanıklıklarını da aynı kitapta bir araya getirip kaynaştırmayı denemiş: Henri Gouhier, Georges Canguilhem, Louis Althusser, GÈrard Lebrun, Jean Claude Pariente, Jean-Toussaint Desanti, Gilles Deleuze, Jacques Derrida, Jules Vuillemin, Michel Serres’le saatler süren ve çok kez yinelenen görüşmeler yapmış. Ancak şunun altını önemle çizmekte fayda var. Bu kitap bir biyografi yani Foucault’nun eserleri üzerine bir çalışma değil. Elbette Foucault biyografisi yazılmasının nedeni onun eserlerinin gücü. Bu yüzden de başlıca eserleri, onların şekil aldığı dönemlerle birlikte sunulmuş. İyi de olmuş böylece yorumdan uzak, tüm masklarıyla bir Foucault çıkmış karşımıza, elbette bize göstermek istediği kadarıyla...

Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163