VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Hayatın kefaretini yazıyla ödeyen yazar: Orhan Pamuk
Gazetevatan Anasayfa
15.03.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatın kefaretini yazıyla ödeyen yazar: Orhan Pamuk

Hayatın kefaretini yazıyla ödeyen yazar: Orhan Pamuk

Baba- oğul, kimlik, bellek, kültür, sanat, kuyu, yerellik, küreselleşme temaları Orhan Pamuk’un romanlarındaki imzalarıdır aynı zamanda. Bir bedel ödemesi gerektiğinde oralı olmayanlara da bir serzeniş vardır Pamuk’un romanlarında. Nedense hiç kimse hiçbir zaman ve hiçbir koşulda kefaret ödemeyi kabullenmez ama Orhan Pamuk hayata karşı kefaretini yazmakla öder. Jale Parla “Orhan Pamuk’la Yazıyla Kefaret”te bu konu üzerine detaylı bir çalışma sunuyor.

Orhan Pamuk’un son romanı “Kırmızı Saçlı Kadın”ı okuduğumda onun edebiyatçılığı üzerine derin düşüncelere daldım. Hangi konuyu ele alırsa alsın belli tema ve motifleri, hemen hemen her romanında oya gibi işlemekten asla vazgeçmeyişine bir kez daha hayran kaldım.

Bir baba-oğul ilişkisine dikkat çeken, kefaret ödemenin gerekliliğini vurgulayan ama bir türlü bunu başaramayan karakterleri üzerinden aslında hiç kimsenin hiçbir konuda kendini “kefaret ödemek”le yükümlü görmediğine dikkat çeker Pamuk “Kırmızı Saçlı Kadın”da da.

Baba, oğul, kimlik, tarih, bellek, sanatın gücü, kuyu, sokaklar, demiryolları, tiyatrolar, tarih, kültür, yerellik ve küreselleşme motiflerini romanlarında bir araya getirmekten vazgeçmeyen yazar için asıl mesele kefaret ödemektir. Bunu Orhan Pamuk yazarak yapar. Hayata, insanlığa ve dünyaya karşı kefaretini “yazarak” öder.

Araştırmacı-yazar Jale Parla “Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret” isimli kitabında Orhan Pamuk’un edebiyatını inceliyor. Bu incelemeyi Nobel ödüllü yazarın eserleri tek tek ele alarak yapıyor; tespitlerini de dile getiriyor.

Jale Parla, Orhan Pamuk için en önemli temalardan birinin kefaret olduğunu anlatıyor kitapta “Ödenecek kefaret çok Pamuk’un edebi dünyasında. Cumhuriyet’in bazı politikalarının kefareti, darbelerin ve sıkıyönetimlerin kefareti, dinci kutuplaşmanın kefareti, sınıfsallığın kefareti, kentleşmenin kefareti, modernleşmenin ve batılılaşmanın kefareti, sanatı ihmalin, kültürel cehaletin kefareti, sanatsal bilgiye saygısızlığın kefareti, kişisel fırsatçılıkların ve iktidar savaşlarının kefareti. Bu kadar başlık altında ödenecek bu kadar kefaret varsa, bu kadar başlık altında işlenmiş bir o kadar da suç var demektir. Bu suçların hepsini Pamuk romanlarında ya açıkça söyler, ya da ima eder. Bu suçları cezalandırmak kolay ama kefaretini ödemek zordur. Tekrar ve tekrar ödenecek bir kefaretin tek aracı yazı olur.”

Pamuk ve kişisel suçluluk
2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk ödülünü alırken yazarlık çabasını gözler önüne seren Babamın Bavulu isimli bir konuşma yapmış, yazarlığı şöyle tanımlamıştı:
“Yazarlığın en güzel yanı, eğer yaratıcı yazarsanız bir çocuk gibi dünyayı unutabilmek, gönlünüzce oynayıp eğlenirken kendinizi sorumsuz hissedebilmek, bildik dünyanın kurallarıyla oyuncaklarla oynar gibi oynayabilmek ve bütün bunları yaparken de aklınızın bir köşesiyle bu çocuksu ve özgür şenliğin arkasında daha sonra okuyanları bütünüyle bağlayacak derin bir sorumluluğun varlığını hissetmektir”


Jale Parla
Konuşmanın bu noktasına bakarak bile Jale Parla’nın kitap boyunca üzerinde durduğu kefaret söyleminin, Pamuk’un edebi dünyasında ne derece önemli olduğunu ve hatta edebiyatının merkezine “kefareti” koyduğunu görüyoruz. “Pamuk, hem kişisel suçluluğun, hem toplumsal suçun kefaretini romanla ödemeyi amaçlamış bir yazardır. Her kitabında karşımıza çıkan yazılamayan romanların, eksik metinlerin, eksik yazarların öcünü Pamuk bu romanlarının sonunda kendi adıyla boy göstererek alır. Orhan Pamuk’un eksik ve başarısız yazar kahramanları kefaret ödemezler, ya da ödeyemezler; bunu gölge yazar Orhan Pamuk’a bırakırlar. Onlar yalnızca cezalarını çekerler. Kefareti ödemek her zaman yazara kalır. Bu kefaret o romanın hayatla ilişkilendirilmesinin sancılı, titiz kuyumculuğudur. Bir kuyumcu gibi işlenmelidir ki hikâye, yalnızca kıssadan hisse çıkarılmasını değil, varolmanın kefaretini de ödesin. Pamuk yaratıcı yazarlıkta Schiller’den Freud’a oyun teorilerini benimsemiş görünürken, bu oyunun ödenecek bir kefaret de içerdiğini ve bunun ancak “derin bir sorumluluğun varlığını hissederek yapılabileceğini söyler. Yazı bu yüzden onun için bir kefaret ödeme biçimidir.”
“Tuhaflıklar diyarında tuhaf bir karakter: İstanbul ve Mevlut”, “Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret”, “Kapalılık, kapanma, kapatılma hakkında bir roman: Masumiyet Müzesi”, “Masumiyet, Müze, Merhamet: Masumiyet Müzesi ve Masumiyet Müzesi” Orhan Pamuk’un Romanlarında Renklerin Dili” “Az daha o anda resmim çizilecekti!: Benim Adım Kırmızı”, “Sanat ve Yaşam Paradoksunda Bir Genç Adamın Sanatçı Olarak Portresi: Yeni Hayat” “Kara Kitap Neden Kara?” “Roman ve Kimlik: Beyaz Kale”, “Orhan Pamuk’un Romanlarında Arayış ve Başkalaşım” olmak üzere 10 bölümden oluşan kitap, Orhan Pamuk’un edebiyatına ve edebiyat anlayışına derinlesine bir bakış niteliğinle, yoğun emek verilmiş bir eser olarak kitaplıklarda bulundurulması gereken bir eser.

Benim Adım Kırmızı’nın metaforları
Orhan Pamuk’a Nobel’i getiren “Benim Adım Kırmızı” için Jale Parla, romanın sunduğu sanat tartışmasının nakış ve resmi temsil metaforu üzerinden şekillendiğini anlatıyor kitapta:
“Benim Adım Kırmızı’da da Orhan Pamuk nakış ve resmi temsil metaforu olarak kullanır ve romanın sunduğu sanat tartışmasını bu metafor etrafında biçimlendirir. Bu metafor aynı zamanda arzulanan bir bütüne kavuşma metonimisi olarak da işlev görür. Benim Adım Kırmızı’nın temsil kavramında hep bütünlük arzulanır ama buna ulaşılamaz. Dahası, kendini hem Doğu hem Batı yazınının mirasçısı olarak gören Pamuk, temsili de bu iki geleneğin sentezinden çıkabilecek yeni yöntemler olarak görür. Enişte’nin Zeytin’e söylediği gibi, “saf hiçbir şey yoktur.” Sanat da melezdir. (175) Romanın “Benim Adım Ölüm” başlıklı bölümünde, ölüm konuşurken, kahvedeki meddahların kendisini çizmekte nasıl zorlandığını anlatır. Bir ihtiyarla bir nakkaş tartışmaktadırlar:
‘Ölümü hiç mi hiç tanımıyorum,’ dedi beni az sonra çizecek
olan nakkaş.
‘Ölümü hepimiz biliriz,’ dedi ihtiyar.
‘Ondan korkarız ama onu tanımayız.’
‘Sen de bu korkunu çiz,’ dedi ihtiyar.
‘Az daha o anda resmim çizilecekti’
‘Az daha o anda resmim çizilecekti’ ifadesinde Lessing’in Laocoön’undan beri tartışılan resim ve yazıyla temsil arasındaki farkın irdelenmesine bir kez daha girişildiğini görürüz. Hikâye parçalıdır, resim ona göre daha bütündür.”


Ders olarak okutuluyor

Konu Orhan Pamuk’tan açılmışken meraklıları için şu bilgiyi vermeden geçmeyelim. Geçtiğimiz aylarda Orhan Pamuk’un romanları üzerine yurt dışında altı kitap birden yayımlandı. Bu kitapların üçü İngilizce, ikisi Fransızca, biri de İtalyanca.
* “Approaches to Teaching the Works of Orhan Pamuk (Orhan Pamuk’un Eserlerini Derslerde Öğretmenin Yolları)”, ABD’deki edebiyat ve dil profesörlerinin derneği Modern Language Association tarafından yayımlandı. Editörlüğünü Dünya Edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla ülkemizde de tanınan David Damrosh’la Sevinç Türkkan’ın üstlendiği kitapta Pamuk’un eserleri ele alınıyor.
* “Orhan Pamuk: Critical Essays on a Novelist Between Worlds (Orhan Pamuk: Dünyalar Arasındaki Romancı Üstüne Eleştirel Denemeler)”, beşeri bilimler ve kültürel çalışmalar konusunda 2000’i aşkın akademik yayınıyla tanınan İbidem’den çıktı. Taner Can, Koray Melikoğlu ve Berkan Ulu gibi akademisyenlerin editörlüğünü üstlendiği kitap, Pamuk’un Yeni Türk Edebiyatı’ndaki yerinden hayat-yazı simetrisi ve son romanı “Kırmızı Saçlı Kadın”a kadar çeşitli konularda on akademisyenin makalelerini içeriyor.
* “Orhan Pamuk and the Good of World Literature (Orhan Pamuk ve Dünya Edebiyatının İyiliği)”, Columbia Üniversitesi Yayınları’nca yayımlandı. New York, Queens College hocalarından Gloria Fisk’in editörlüğünü üstlendiği kitabın zayıf yanı Pamuk’un eserlerinden çok, dünya edebiyatındaki yerini, alımlanışını tartışması ve yazarının Türkçe bilmemesi.
* “Orhan Pamuk et la Littérature Mondiale (Orhan Pamuk ve Dünya Edebiyatı)”, Fransa’nın önemli akademik yayıncılarından Petra tarafından yayımlandı. Pamuk’un dünya edebiyatında en çok etkilendiğini belirttiği Dostoyevski’ye özel bir bölüm ayıran 386 sayfalık kitap, yazarın son otuz yılda adım adım nasıl dünya edebiyatının yıldızlarından biri olduğu süreci inceliyor.
* “L’Herne Cahier Pamuk (Orhan Pamuk Kitabı)” ise, L’Herne Yayınevi’nin Simone de Beauvoir’dan Picasso’ya, Camus’dan Dostoyevski’ye dünyanın büyük yazar ve düşünürlerine özel kitaplar yayımlayan dizisinden çıktı. Kitabın editörlüğünü Sorbonne Üniversitesi edebiyat profesörlerinden Sophie Basch’la Nilüfer Göle’nin yaptı.
* “Un Sogno fatto a Milano (Milano’da Bir Rüya)”, İtalya’nın saygın sanat yayıncılarından Johan & Levi Editore tarafından, sanat tarihi profesörü Salvatore Settis’in sunum metniyle yayımlandı. Kitap, geçen sene Milano’da Pamuk’un müzeler kuramı konusunda Brera Akademisi’nde yapılan sempozyumun bildirilerinden oluşuyor.


Paylaş
YORUMLAR

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam