VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Hayatın ortasında bir otel
Gazetevatan Anasayfa
14.10.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatın ortasında bir otel

Hayatın ortasında bir otel

Bir insan, adını mutsuzlukla özdeşleştirildiği bir şehre, kısa bir ziyaret için bile olsa, neden döner? Şavkar Altıner yeni kitabı “Hotel Glasgow”da bu sorunun yanıtını arıyor ve oldukları yeri kabullenemeyip başka bir yerde başka bir kimliğe bürünmek isteyenlerin hikayesini anlatıyor.



Gitmek, kaçmak ya da kaybolmak. Başka bir ülkede, başka bir şehirde, başka bir kimlikle başka bir yaşamı aramak. Tıpkı inadına dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlarcasına olduğun yere geri dönmek ya da şairin dediği gibi “bu şehir senin arkandan gelecek” misali gittiğin yerde tutunamamak. Hepimizin hayalini kurduğu “çekip gitmek”, sanki daha iyi ve güzel bir dünya kapılarını açmış bekliyor gibi başka coğrafyaları düşlemek ve en acayibi de -belki de normali- kendimiz olmaktan sıyrılıp başkası olmak fikrini arzulamak. İnsan olmanın, huzuru bulmanın ya da aşka kavuşmanın, artık ne derseniz deyin başka bir gökyüzünün altında bulunmanın bir çıkış olduğu düşüncesi hangimizin aklını bulandırmamıştır ki. İnsanların bir kısmına korkutucu gelen her şeyi arkada bırakıp -en başta kimliğini- başka bir ülkeye, başka bir şehre yerleşmek bir çok insanı heyecanlandıran bir hayal. Bir davadan sonra kimliğini ve hatta fiziğini değiştirip başka diyarlara yerleştirilen tanıkların anlatıldığı romanlar, filmler hep cezp edici gelmiştir bana. Sistemin bize biçtiği roller, isimler, soyadları, ırksal özellikler, sosyal statüler vs. vazgeçilmez ve reddedilemez görünen kodlarken birden bunların silinip hayatınızın yeniden yazılması nasıl bir heyecanlı dönüşümdür?

Kendi adıma sık sık bir terk etme, gitme, başka türlü var olma durumunu sorgulayan ve imgeleyen biri olarak Hotel Glasgow bir rehber gibi düştü önüme. Kitabın tanıtımında dendiği gibi “hayatın ortasında” oldukları yeri kabullenemeyip başka bir yerde başka bir kimliğe bürünmek isteyenlerin hikayesi Hotel Glasgow. Uzun yıllardır yurtdışında yaşayan Şavkar Altınel’in YKY’den çıkan anlatı kitabı iki film ve iki yaşamış kahraman-karakteri temel alarak insanoğlunun varoluş sorunsalını kimlik, sınırlar, ırklar ve pasaportlar (milliyetler) üzerinden anlatıyor. Uzun yıllar İskoçya’da, Glasgow’da bulunan yazar bir dönem de Chicago’da ikamet etmiş. Halen Londra’da yaşayan Altınel, yukarıda bahsettiğim arayışın peşinde önce yıllarını geçirdiği Glasgow’a ardından Paris’e ve orada tekrar Britanya’ya döndüğü üç günlük küçük bir geziyi anlatmış kitabında.

PARİS'TE SON TANGO

İtiraf etmeliyim kitabın beni en etkileyen bölümü Pariste Son Tango filminin anlatıldığı bölüm oldu. Yazar bizzat kendini de üçüncü şahıs olarak anlatıcı bir karakter yapmış kitabında. Şavkar çok berrak betimlenmiş bir İskoçya panoramasıyla bizi elimizden tutup birlikte yolculuğa başlayacağımız tren garına götürüyor. Hedefimiz Paris. Bu kaçmayı, gitmeyi keyifli bir suç ortaklığıyla paylaşıyor okuyucusuyla. Ve Paris’te izini süreceğimiz şey ise Bernardo Bertolucci’nin 1972’de çektiği Paris’te Son Tango filmi. Bu filmin çekildiği mekanlar, apartman dairesi, yollar, köprüler, oteller ve parklar ise kentteki ana duraklarımız. Peki neden Paris’te Son Tango? Şavkar’a göre -anlatıcıya göre- kendinden kaçıp başkası olma fikrinin en yalın, sert, acımasız ve pervasızca işlendiği filmlerden biri bu. Çünkü filmin hem kendisi, hem karakterleri ve de başta Marlon Brando olmak üzere bizzat oyuncuları bu fikir için biçilmiş kaftan. Amerika’dan kalkıp -kaçıp- Paris’e karısıyla gelen gezgin Paul’un genç bir Fransız olan Jeanne’la olan tutkulu, hastalıklı, saplantılı hikayesi anlatılır filmde. Belki klişe gibi gelecek bu konunun bizzat kahramanları ve onları oynayan oyuncuların yaşamsal durumları filmin içeriği, duygusu ve gidişatı ile öylesine örtüşmektedir ki, Şavkar’ın bize gösterdiği ipuçları ile aslında çok iyi bildiğimizi sandığımız filmin farklı katmanlarını önümüze döktükçe kitabın büyüsüne daha da bir kapılıveriyorsunuz. Film karakteri Paul’un kimlik, benlik arayışını Aziz Paulus’un kendi topraklarından uzakta hristiyanlık öğretilerini yaymak için seyahat etmesi, gitmesi ile örtüştürmesi, ardından bizzat Brando’nun kendi fırtınalı yaşamı ve onun içsel yolculuğuyla koşut göstermesi türünden aklınızı başınızdan alacak parlak önermelerle dolu Glasgow Oteli.

KAÇIŞLAR, GİDİŞLER, KİMLİK DEĞİŞTİRMELER

Sadece Pariste Son Tango değil, yine okuyucusuyla çıktığı iz sürmede bir Michelangelo Antonioni’nin Yolcu filmiyle karşılaştırması var ki bence her sinema öğrencisinin veya sinefillerin okuması gereken bölümlerden bir diğeri. Kitabın diğer bölümlerinde ise Amerikalı siyahi eylemci Angela Davis ve yine Amerika’da doğup Paris’te ölen romancı Richard Wright üzerinden ırkçılık, milliyetçilik ama daha da önemlisi kitabın temel izleği olan gitmek, kaybolmak meselesi kuru politik bir bakış açısıyla değil, berrak bir yazınsal liriklikte akıyor okuyucuya. Bu kısa yolculukta bizi götürdüğü, bir çoğumuzun Yılmaz Güney ya da Ahmet Kaya’dan dolayı iyi bildiğimiz Pére Lachaise Mezarlığında 27 yaşında ölen ve yine başka kıtalardan ve kendinden kaçan ozan-şarkıcı Jim Morrison’la da tekrar yüzleştiriyor bizi. Ama bizi oraya götürmesinin nedeni Morrison’un mezarını ziyaret değil yazarın. Sanki tesadüfen rastlarmışçasına bir kenarda gördüğümüz tabela ile bizi yine Paris’te Son Tangonun Jeanne’ıyla yani Maria Schneider’i ile karşılaştırıyor. Ve bu kaçışların, gidişlerin, kimlik değiştirmelerin son durağı Paris’miş gibi tango yaparcasına başımızı döndürerek oradan oraya sallıyor bizi Şavkar Altınel. Ve bu küçük sürprizlerini kitabın bir çok yerinde yapıyor.

Kitaptan bana kalan bir düşünce daha var. Son zamanlarda eminim ki sizler de farkındasınızdır, çevremizdeki herkeste hummalı bir seyahat etme, gitme isteği var. Özellikle son yıllarda artan turizm firmaları, çoğalan uçak şirketleri, araba kiralama şirketleri (kitapta Avis’le ilgili öğrendiğim şey ise adının kuş anlamına geldiği ama hep kara aracı kiralaması, “Yolcu” filmindeki kahramanın dünyanın çeşitli yerlerinde rahatça dolaşabilmek için oradan araba kiralıyor) ve daha çok seyahat etmeyi kışkırtan ekonomik kolaylık sağlayan bir çok materyalle dolu yaşamımız. Kiminle sohbet etsek, kimle dertleşsek herkes gitmek derdinde. Kaçmak, uzaklaşmak, başka bir yerde olmak herkesin hayali. Kentimiz, kentlerimiz kalabalıklaştıkça, siyaset, sosyal hayat, ekonomi, statüler, kariyerler, analıklar, babalıklar, görevler, şartlar ve kimlikler bizi zorladıkça kaçma isteğimiz daha da artıyor. Bu kadar çok restoranın, kafenin, otelin açılması insanların yerlerinden, evlerinden mümkün olduğunca uzaklaşmaları için aslında. Bu kadar gezi ve gurme programları yapılması da gitmemize yardımcı olmak için bir yerde. Kimimiz kısa tatillerde beceriyor bu işi çok azımız gidip dönmüyor. İşte Hotel Glasgow aslında gidip de dönmeyenlerin kitabı. Tıpkı Şavkar Altınel gibi. Bence yakın zamanların keşfedilmesi gereken, tadını özlediğimiz duru bir anlatıma ve derin duygusuna sahip ıskalanmaması gereken bir anlatı kitabı Hotel Glasgow.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163