VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Hepimiz göçmeniz
Gazetevatan Anasayfa
14.06.2016
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hepimiz göçmeniz

Hepimiz göçmeniz

Zadie Smith’in “Kamboçya Elçiliği” göçmenlik üzerine kaleme alınmış yumruk gibi bir metin. Temizlikçi bir kadının, günün birkaç ânı hariç başkalarına hizmet etmek için yaşadığını sandığı bir hikâye bu.



Zadie Smith’in “Kamboçya Elçiliği” metni kısacık olsa da derdi kocaman. Bu dünyada göçmen olmak. Göçmenlik, mültecilik, yabancılık, gurbetçilik ne derseniz deyin, galiba bir yere ait olmama hissinden daha beteri birilerinin size bunu hissettirmesi. Bununla kendini önemli, üstün, güçlü sanması. Evrendeki küçücük noktamızda birbirimizi yemeden duramamamız. Her türlü ahlâki öğretiye, eğitime, dine, öğüde karşın kötülüğün devam etmesi. Meleklerin bizlerle, şeytanların başkalarıyla halvet olduğu yanılsaması. Biz iyiyiz, başkası kötü. Biz akıllıyız, onlar aptal. Biz beyazız, onlar siyah. Biz İngiliziz, onlar Afrikalı. Biz Hıristiyanız, onlar Müslüman. Biz erkeğiz, onlar kadın. Ve böyle uzayıp giden, sadece insan olamamanın sıkıntısı. İşte Zadie Smith’in özetle anlatmak istediği, uzatmadığı, kısa kestiği, sakin ama derinden ilerlettiği okuması, size bunları düşündürüyor.

Hizmet etmek ve ötesi
Londra’nın merkeze uzak mahallelerinden biri. Afrika asıllı Fatou bir evde hizmetçilik yapıyor. Pek de sevimli olmayan bir ailenin çocuklarına bakıyor, temizliğini yapıyor. Daha önce yine medeni(!) bir Avrupa kentinde, Roma’da tuvalet temizleyiciliği yapmış. Onlar çok duyarlı. Arabayla çarpılan bir bisikletliye ağlayıp, bağırıp çağırıyorlar. Babası da Karayipler’de lüks bir otelde garson olan Fatou’nun işi de bu. Hizmet etmek. Hayır, bundan gocunmuyor. Daha doğrusu gocunmayı bilmiyor. Tek özgürlük alanı var: yüzmek. Ailenin üye olduğu bir havuzun misafir kartını araklayarak onların olmadığı günlerde havuza yüzmeye gidiyor. Ve bu havuza giderken düşüncelere daldığı, kendi olabildiği tek yer ise yeni keşfettiği, Kamboçya Konsolosluğu’nun önündeki otobüs durağı. Ev, havuz, Kamboçya Konsolosluğu derken bir döngü içinde var olmaya çalışan Fatou’nun öyküsü anlatılan.

Çok genç yaşında (21) yazdığı “İnci Gibi Dişler” (White Teeths) romanı ile sadece İngiltere’de değil tüm dünyada ve sonrasında bizde de çok ses getiren bir yazar Zadie Smith. Afrikalı bir anne ve İngiliz bir babanın kızı olan yazar, bu romanının başarısından sonra uzun bir süre yeni bir roman yazamama anksiyetesine girmiş. Oysa yalın dili, zengin anlatımı ve yoğun mizah gücü ile en üretken zamanlarını biraz pas geçmiş deyim yerindeyse. Uzun bir süre sonra “İmza Toplayan Adam” yayımlandığında ilk kitabı kadar fırtınalar kopmamış. Ama şu an elimizdeki yeni kitabı “Kamboçya Elçiliği”nden anlıyoruz ki, Smith hiç de yabana atılacak bir yazar değil. Kurgusunun, dilinin ve dünyasının sağlamlığı bu kısa metinde hemencecik çarpıveriyor sizi. Abartısız, ölçülü ama ajite olmadan, bence taraf tutması gerekirken tarafsız bir bakışla anlatıyor bir büyük derdi.

Hap gibi bir çırpıda okunuyor
Zadie Smith’in “Kamboçya Elçiliği”ni Özlem Gayrettin Sevim çevirmiş. Küçük bir ayrıntı: Yazar da çevirmen de 1975 doğumlu. Yazarın yalın, akıcı, samimi dilini özenle çevirmiş Sevim. Zaten kısa olan kitap onun da becerisi ile hap gibi okunup bitiveriyor. “Kamboçya Elçiliği” tadı damağınızda kalacak metinlerden. Çağdaş bir sorunu, göçmenliği öyle sıradan, gündelik ve yansız bir taraftan anlatıyor ki ülkemizin de içinde olduğu, taraf olduğu bu büyük derdi düşünmeden edemiyorsunuz. Meselenin yalnızca göçmenlik, mültecilik olmadığını da bir kere daha düşünüyorsunuz. Global dünyanın dinamiklerinin, emperyalist konforunun artık bozulduğunu, dünyanın küçüldüğünü, tahakkümün eskisi kadar kolay olamadığını da hissediyorsunuz. Bu meselenin siyasette ve medyada konuşulup tartışıldığı kadar sanata ve bilhassa edebiyata konu olması ise, bu büyük sorunun hasıraltı edilmesini, milyonlarca dünya insanını artık görmezden gelemeyeceğimizi muştuluyor.

Geçen yaz Bodrum’da tatil yaparken gözümüzün önünde botlarla Yunan Adaları’na kaçan mültecileri gördüğümüzde bir sanatçı abimiz şöyle demişti: “Şimdi rahat şezlonglarımızda kokteylimizi içerken yarın bu izlediğimiz insanlar gibi olmayacağımızın garantisi var mı?”

Belki rahatız, bir sürü gündelik sosyal, siyasi sorunlarla yaşayıp gidiyoruz ama hepimiz bir şekilde bir yerlerden bir yerlere göçmüyor muyuz gerçekten? Orta Asya’dan buralara göçen biz değilmişiz gibi davranıyoruz. Ekmek parası için köylerimizden büyük kentlere göçüyoruz. Daha sonra oradan da umudu kesip dünyaya yayılıyor bir kısmımız. Hiçbir yerde “oralı” olamıyoruz. Belki o yüzden en çok sorduğumuz soru şu birbirimize: “Nerelisin arkadaşım?”


Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158