VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | İtalyanca algı yönetimi de aynıdır
Gazetevatan Anasayfa
06.11.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İtalyanca algı yönetimi de aynıdır

İtalyanca algı  yönetimi de aynıdır

Umberto Eco, 1994 yılında yazmaya başlayıp bu yıl tamamladığı romanı “Sıfır Sayı”da, yayın aşamasındaki bir gazete için haber yapan bir grup gazetecinin hikâyesini anlatırken basını ağır bir dille eleştiriyor.



Her şey, işlerinde pek dikiş tutturamamış, hatta beş para etmezaltı gazetecinin, “Yarın” adını taşıyan bir gazeteçıkarmak için bir araya gelmesiyle başlıyor.

Öncelikli amaçları, patronun adamı Simei’nin editörlüğünde, romanın başkahramanı Colonna’nın yardımcılığında,Yarın’ın tarzını belirleyecek 12 adet sıfır sayı (Bir dergi ya da gazete yayın hayatına başlamadan önce reklamcıların, kanaat önderlerinin ve kalburüstü insanların beğenisine sunulan deneme baskısı) hazırlamaktır.

Aslında Colonna’nınSimei tarafından kendisine verilmiş gizli bir görevi vardır: Gazetenin yayına hazırlık aşamasında geri planda yaşananları içeren bir kitap yazmak. Çünkü Simei, onlarca otelin, huzurevinin, yerel birkaç televizyonun sahibi bir işadamı olan patron CommendatoreVimercate’nin bu gazeteyi asla yayınlamayacağını, hazırlattığı sıfır sayıları erk ve para sahibi insanlara şantaj yapmak için kullanacağını bilmektedir. Sus payı alarak parasına para, ününe ün katacak olan Commendatore, güçlüler arasında prestijli bir yer edindikten sonra gazeteyi çıkarma işinden vazgeçecektir. Şayet gazete yayın hayatına devam ederse Simei, kendisi de dahil,bugüne dek ciddi bir başarısı bulunmayan bu gazetecilerin kapı önüne konacağından emindir. İşte Colonna’nın hayalet yazar olarak yazacağı kitap da onların gelecek ve para garantisidir.Simei, Colonna’nın yazacağı kitabın çatısını da çoktan düşünmüştür: “Bir yıl boyunca her türlü baskıdan bağımsız bir gazetecilik modeli gerçekleştirmek için nasıl çalıştığımı göstermeli ve sonunda özgür bir sese hayat vermek mümkün olmadığından serüvenin kötü sonlandığını dile getirmeli.”

MUSSOLINI ÖLMEDİ

Nasılsa projenin sadece haraç almaya yönelik olduğunu asla itiraf etmeyecek olan ve baskıya maruz kaldığı için vazgeçtiğini, başkalarının ağzıyla konuşmaktansa gazeteyi öldürmeyi yeğlediğini söyleyecek olan Commendatore de, kitapta namuslu gazeteciler olarak lanse edilecek olan çalışanlar da Simei’nin kitabına itiraz etmeyeceklerdir. Gazete gerçekten çıkmadığı gibi hazırlıklarplanladıkları gibi 12 ay bile sürmez.Ekipten Romano Braggadocio öldürülünce iki ay sonra gazetenin kapısına kilit vurulur. Soyadını “palavracı” olarak Türkçeye çevirebileceğimiz Braggadocio, kafası komplo teorileri üzerine çalışan bir gazetecidir. Araştırmasının odağında ise Mussolini vardır. Tüm bildiklerini öldürülmeden önce Colonna’ya anlatmıştır.

1945’teMussolini’nin yerine aslında dublörünün öldürüldüğünü, şartlar hazırlanıp faşist bir darbe yapılacağı zamanDuce’nin saklandığı Arjantin’den İtalya’ya döneceğini iddia eder. 1970’te ortam ve kadrolar hazırken beklenen darbeden vazgeçilmesinin nedeni Braggadocio’ya göre son derece açıktır; artık 87 yaşına gelmiş olan Mussoliniölmüştür. Sonra devreye Gladio, CIA, NATO, mafya, Kızıl Tugaylar, diğer ülkelerdeki kotrgerilla yapılar, aşırı sol terör örgütleri hatta Papa’yı vuran Mehmet Ali Ağaca girer ve İtalya tarihinin en huzursuz günlerini yaşamaya başlar. Romanın geçtiği tarih 1992’dir ve İtalya, Savcı DiPietro’nun yürüttüğü “Temiz Eller Opersyonu” ile hayli çalkantılı bir süreçtedir.

Zaten 1990 yılının sonunda Gladio’nundeşifre olmasıyla sarsılan İtalya’da artık siyasiler ve finans dünyasının yozlaşmış ilişkileri de bir bir ortaya dökülmüştür. Her türlü komplo teorisinin havada uçuştuğu bu hareketli günlerde acaba Braggadocio, Mussolini iddiasını araştırıken fazla ileri gittiği için mi öldürülmüştür? Peki, bu iddiaları anlattığı Colonna’nın da hayatı tehlikede midir?
Alıştığımız dilinden çok daha kolay anlaşılır ve her zamankinden daha kısa (176 sayfa) bir roman yazmış bu kez Umberto Eco. Profesörün olmazsa olmaz komplo teorileri burada da hikâyenin odağını oluşturuyor.

Ancak romanı, Mussolini iddialarının ve NATO destekli stay-behind oluşumların ülkelerin başına açtığı dertlerin ötesinde ağır bir medya eleştirisi olarak okumak gerekir. Çünkü düzenlediği yazı işleri toplantılarıyla takınacakları tavrı, haberlerin üslubunu, içeriği netleştirmeye çalışan Simei, bir yandan da gazetenin, gazetecinin ve okurun nasıl olmaması gerektiği üzerine de hepimize ders veriyor.

Zira kitap okumayan, spor gazetesine göz atmakla yetinen, burç ve ölüm ilanlarını olmazsa olmaz bulan, her tür klişeyi kabul eden okuru yönlendirmek, bu beceriksiz ekip için bile hiç zor değil. Okuru aşağılayan bu ekip, algılarını diledikleri gibi yönlendirebileceklerini de düşünüyor. Ve elbette yapılan her haberin patron Commendatore’nin hoşuna gitmesi gerekiyor. Mesela Commendatore’nin işlerine burnunu sokabileceğini öngördükleri bir savcıyı, ne kadar namuslu da olsa herkesin bir zaafı olabileceğinden yola çıkarak takibe alıyorlar. Savcı pedofil değildir elbette, ninesini falan da öldürmemiştir ama elde ettikleri manasız verileri zafer olarak nitelendiriyor gazeteciler: Mesela, savcı saatlerce parktaki bir bankta oturup sigara içerken görüntülenmiştir.

(Bunu yazdıklarında, ima ettikleri şu olacaktır: Demek ki iş yapmak yerine boşa vakit harcıyor.) Öğle yemeği olarak herkes gibi çorba içip makarna yemek yerine Çin restoranına gitmiştir. (O halde Çinlilerle bir iş çeviriyor olabilir.) Üstelik zümrüt yeşili çorap giymektedir. (Allah bilir bu ne anlama gelir!) Sonuçta bu “gazetecilerin” yapmak istediği,şifreli mesajlar verip, ima edip, çamur atıp, okurun içine şüphe tohumları serpmektir. Bir de üstüne kendi söylemek istediklerini başkalaraının ağzından, tırnak içinde aktararak okurları nasıl düşünmeleri gerektiği konusunda yönlerdiler mi iş tamamdır! Simei’nin de dediği gibi “Gazeteler, insanlara nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretir.” Eco romanlarını sevenleri belki biraz hayal kırıklığına uğratabilir “Sıfır Sayı”. Ancak İtalya’nın yakın tarihte “başına gelenler” Türk okurlar için de son derece zihin açıcı.



Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158