VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Kahraman çömlekçi vahşi kapitalizm
Gazetevatan Anasayfa
07.11.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kahraman çömlekçi vahşi kapitalizm

Kahraman çömlekçi vahşi kapitalizm

Platon’un ünlü mağara metaforundan ilham alan ve kapitalizmin çarklarından kurtulmanın hayli zor olduğu bir zaman diliminde geçen “Mağara” romanı, 1998 Nobel Edebiyat Ödüllü José Saramago’nun klasik tarzının tüm öğelerini taşıyor.


José Saramago’nun eşi Pilar’a ithaf cümlesinin ardından Platon’un “Devlet” eserinin 7. kitabından alınan “Ne tuhaf bir sahne bu anlattığın ve ne tuhaf tutsaklar, Bizim gibiler tıpkı.” sözleriyle başlıyor 2000 yılında kaleme aldığı “Mağara” isimli romanı. Romanın üç ana karakteri var, 64 yaşındaki dul çömlekçi Cipriano Algor; kızı Marta ve daha otuzunda bile olmayan damadı, güvenlik görevlis Marçal Gacho. Çömlekçi, yaptığı kap kacağı satmak için Merkez’e götürürken ancak haftalık izninde karısının yanında olabilen damadını da işine bırakmaktadır. Onlar yaşadıkları köyden Merkez’e giderlerken biz de müthiş bir sefalet ve düzensizliğin sürdüğü, tehlikenin kol gezdiği çevre mahallelerini tanıyoruz.

Başından beri Merkez olarak bahsettiğim yerin şehir merkezi yanılgısına düşmeyin lütfen. Çünkü burası, kırk katlı evleri, alışveriş yapılabilecek mağazaları, eğlence merkezleri, ibadethaneleri, ofisleri ve aklınıza gelebilecek her türlü ihtiyacın karşılanabileceği binalarıyla bir yaşam alanı. Etrafı duvarlarla çevrili, kameralardan görevlilere kadar her türlü güvenlik önleminin düşüldüğü hatta bürokrasinin devlettekinden bile ağır işlediği, hataların, en ufak itirazın bile tolere edilmediği bir yer. Başlı başına bir kurtarılmış bölge. Çömlekçi yaptığı ürünleri düzenli olarak satın alma bölümüne götürüyor onlar da bu tüketim mallarını gerekli dükkanlara yönlendirip satışını sağlıyor. Ne var ki günün birinde çömlekçi Algor’a, artık yaptığı tabak, çanak, sürahilerin satmadığı, müşterilerin daha hafif ve dayanıklı olan plastikleri tercih ettiği bu nedenle Merkez’in alımı durduracağı bildiriliyor. Tek geçim kaynağı bu olan çömlekçinin, damadının getirdiği para ile geçinmek istemeyeceğini bilen kızı Marta’nın aklına yeni bir fikir geliyor: Çamurdan heykeller yapıp Merkez’e satmak.

Belki en iyi fikir bu değildir ama akıllarına gelen tek fikir olduğu için uygulamaya geçiyorlar. Şarlatan, palyaço, Eskimo, yaşlı bir Asurlu, hemşire ve Mandarin’den oluşan altı parçalık bir koleksiyon hazırlıyorlar. (Bu esnada okur da çamurdan yapılan nesneler ve sanatçıların yaratım süreçleri hakkında her şeyi öğrenmiş oluyor.)

Bin iki yüz parçalık heykel siparişi ailenin neşesini yerine getirse de ilk üç yüz parçalık teslimatın ardından yapılan anket sonucunda heykellerin satmayacağına kanaat getiren Merkez, siparişi iptal ediyor. Artık çömlekçi Algor, kızı ve damadı Marçal için tek bir seçenek kalmıştır; Marçal’ın terfi etmesi ve onlar için Merkez’de tahsis edilen eve yerleşmek.

Ancak çömlekçi dedesinden kalan atölyesinden ve köydeki evinden ayrılmak istememektedir. Zira onun için bu ayrılık sadece baba toprağından olmayacaktır; Merkez’e taşınırlarsa yeni bulduğu akıllı köpek “Buldum”dan ve içten içe sevdiği dul Isaura’dan da ayrılacaktır. Ancak elinden gelen fazla bir şey yoktur çömlekçinin. Hamile kızı onu köyde yalnız başına bırakmak istememekte, damadı da aynı konuda ısrarcı olmaktadır. Sonunda beklenen terfi gelir ve hep birlikte Merkez’e taşınırlar. Keşif gezisi sırasında yerin altında bir kazı çalışması olduğunu öğrenir Algor; duvarlar dışına taşılmasa da yukarıya ve aşağıya doğru genişlemektedir Merkez. Ne var ki birkaç hafta sonra, eksi beşinci katta yapılan kazı durduruklur, çünkü çok önemli bir keşif gerçekleşmiştir...

BİR KURTULUŞ ÖYKÜSÜ

Saramago’nun “Mağara”daki Merkez tasviri, vahşi kapitalist düzenin George Orwellvari anlatımı gibi. Alışveriş merkezlerinin dört bir yanı sardığı, doğanın hep ikinci planda kaldığı, kent ile taşra arasında müthiş bir fark bulunan, sürekli takip edilen hatta sadece meraklı biri olduğu için bile güvenlik görevlilerinden azar işiten insanların, pencereleri açılmayan yüksek binalarda yaşamaya mahkum edildiği bir sistem. İnsanların giderek daha az insanlaştığı, yaşamın tektipleştiği, estetik, beğeni ve el emeğine verilen değerin azaldığı günümüz modern toplumunun yansıması. Üstelik Tac Mahal’i, Çin Seddini ya da Amazon Ormanları’nı görmek için onca yol kat etmeniz de gerekmiyor; zira Merkez’in “mükemmel” yaşam alanlarında hepsinin simulasyonu mevcut!

Neyse ki Saramago’nun kahramanları, kendilerine sunulan gerçekle, gördükleri ve aslında istedikler gerçek arasındaki farkı görebilecek ve kurtuluşa doğru hayatlarına yeni bir yön verebilecek kadar sağduyulular.
Klasik, kesintisiz, konuşma çizgisiz anlatımıyla Saramago bu romanında da içten ve kolay sevilen karakterler yaratmış. Romanın başkahramanı çömlekçi Algor ile kızı ve damadının atışmaları su gibi akıp giderken, “Mağara”da öne çıkan bir başka karakter daha var; hikâyenin ortalarına doğru aileye katılan köpek “Buldum”. Köpek kayıp mı yoksa onlar tarafından bulundu mu üzerine kısa bir tartışmanın ardından bulunduğuna kanaat getirilen ve “Buldum” adını alan köpek, ailede Algor’u en iyi anlayan karakter. Konuşmadan anlaşabilen ikilinin ayrılıkları kadar tekrar buluşmaları da kitabı kapatıp kitaplığa koyduktan sonra da hatırda kalacak cinsten.

Platon’un mağara metaforu

Başkalarınnın dayattığı grçeği kabul eden, başka bir gerçeklik olacağını düşünemeyen bir toplumun resmedildiği “Mağara” romanına, Platon, “Devlet” adlı kitabının VII. bölümünde geçen benzetmesinin ilham kaynağı olduğunu söylemiştik. Bu metaforu bir kez daha hatırlamak isteyenler için http://aliozcandemir.wordpress.com/2013/08/17/platonun-magara-metaforu/ adresinden bir alıntı yaptık:

Yer altında bir mağara tasarla. Mağaranın kapısı bol ışıklı bir yola açılıyor, ama mağarada oturan insanların kolları, boyunları ve bacakları zincirlerle bağlanmış, sırtları da ışığa çevrilmiş; öyle ki sadece karşılarındaki mağara duvarını görüyorlar, başlarını arkaya çeviremiyorlar, kendilerini bildikleri andan beri de burada böylece oturmaktalar. Düşün ki, sırtlarının arkasındaki ışıklı yoldan bir sürü nesne geçiyor, ışık bu nesneleri mağaranın duvarına yansıtıyor. Şimdi bu adamlar sadece mağaranın duvarına yansıyan hayalleri görebilirler, o hayalleri meydana getiren gerçek nesneleri göremezler, değil mi? Demek ki, bu adamlar birbirleriyle konuşabilselerdi duvarda gördükleri hayallere bir takım adlar vereceklerdi, çünkü bu hayalleri gerçek sanmaktadırlar. Bu adamların gözünde gerçeklik, asıl gerçeklerin duvarda yansıyan hayallerinden ya da gölgelerinden başka bir şey değildir. Şimdi bu adamlardan birinin zincirlerini çözüp ayağa kalkmasına ve başını asıl gerçekliklere çevirmesine izin verelim. Gözleri bol ışıktan kamaşır ve asıl gerçeklikleri göremezdi, değil mi?

Merkez...

Merkez’in binası çok küçük ya da çok büyük değil, yeraltında on kat ve yerüstünde kırk sekiz kat var hepi tpou. Madem Cipriano Algor minibüsü park etti ve bekliyor, biz de fırsattan istifade Merkez’in boyutları hakkında biraz bilgi verelim, kısa duvarların genişliği yaklaşık yüz elli metre kadar, uzunlarıysa üç yüz elli metrenin biraz üzerindeydi, tabii buna öykümüzün başında ayrıntılarıyla değidiğimiz ek bina dahil değil. Hesabımızı biraz daha ileri götürür ve her katın yüksekliğini, katları birbirinden ayıran duvarları da ekleyerek üç metre olarak düşünürsek, yeraltındaki katlar da dahil olmak üzere binanın toplam yüksekliği yüz yetmiş dört metre çıkar. Bu sayıyı genişlik olan yüz elli ve uzunluk olan üç yüz elliyle çarparsak, yuvarlamaları ve aritmetik hatalarını da kapsayacak şekilde doku milyon yüz otuz beş bin metreküplük bir hacim elde ederiz, bir iki sıfır, üç beş virgül oynar elbette.

Merkez gerçekten çok büyük ve bu büyüklüğü hayretlet içinde fark etmeyen kimse yok. Ve burası, diye mırıldandı Cipriano Algor kendi kendine, damadımın beni yaşatmak istediği yer, şu açılmayan pencerelerden birinin arkası, pencere açtırmamaya da iyi bahane bulmuşlar, sözde klima sistemi etkileniyormuş, ama gerçekte insanların intihar etme şansını da elinden alıyorlar, kendisini yüz metreden boşluğa bırakacak kadar çaresizliğedüşmüş bir adamın durumu herkesi meraklandırır ve istenmeyen bir ilgi çeker çünkü.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159