VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Mizah hayat ringindeki boks eldivenlerimdir
Gazetevatan Anasayfa
14.10.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mizah hayat ringindeki boks eldivenlerimdir

Mizah hayat ringindeki boks eldivenlerimdir

İsrailli yazar Etgar Keret'le yazını üzerine bir söyleşi...

Öykücüsünüz. Nedir sizin için öykü?
Romancılar genelde yazmak hakkında konuşurken mimariden, mühendislikten bahseder gibidirler. Benim içinse yazmak çok doğal bir süreç, kendiliğinden gelişen... Yani bir tasarı tarafı yok. Bu dalgalar üzerinde sörf yapmak gibi. Yani tahtanızı alıp denize çıktığınız zaman nasıl bir dalga geleceğini, sizi nereye götüreceğini bilemezsiniz. Tek düşünmeniz gereken dengenizi doğru tutmaktır. Benim için de böyle. Üzerinde kontrolümün olduğu bir süreç değil de daha çok bana geleni yönettiğim, bana gelen üzerinden ilerlediğim bir süreç.
Peki, dengeyi nasıl kuruyor ya da kurduğunuzu hissediyorsunuz?
Benim için burada hikâyenin tonu önemli. Birinci tekil şahıs veya üçüncü tekil şahıs. Hangi kişilikte anlatıyorsam hikayeyi, bunu belirlediğimde dengeyi sağlarım. Tonu kurduktan sonra ise ritmi, cümleleri, kelimeleri ayarlamaya geliyor sıra.
Yazarken cümlelerin ritmi, müziği önemli midir?
Doğru tonu, doğru sesi yakaladığın zaman hikâyenin duygusunu bulursun ve bu duygudan devam ederek yazarsın. Bir örnek verebilirim. “Kapı Birden Vuruldu” isimli yeni kitabımda “Fermuarı Açmak” diye bir öykü var, özellikle kadın okurların çok hoşuna giden bir öykü bu. “Öykü öpüşme ile başladı. Zaten her zaman öpüşmeyle başlar.” Öyküyü yazmaya başladığımda aklımda sadece bu o iki cümle vardı. Onu kağıda döktükten sonra gerisi geldi. Yani o ton, o tını üzerinden gelişti. O iki cümle hikâyenin tamamını barındıran bir kapsül gibiydi. Bu biraz bir ipin ucuna asılmak veya bir yumaktan ipin ucunu çekmek gibidir. Ucunda ne olduğunu ben de asla bilmem ama peşine düşerim o cümlelerin.
NEDEN FUTBOL DENMEZ!
Romancılara “Neden roman yazıyorsun” diye sormayız ama öykücülere sorarız. Buna bozuluyor musunuz?
Nasıl bir futbolcuya neden futbol oynuyorsun diye sormayıp bir badminton oynayana sorulursa, bu da biraz öyle. Sanki dünyanın tamamı benim roman yazmamı istemek gibi bir işin peşinde... Eşim, bankamın müdürü, temsilcim olan ajans, yayıncım herkes benden roman bekliyor. Sektör buna koşullanmış halde, roman okumaya, roman okutmaya koşullanmış bir sektör var. Dolayısıyla onun dışında olduğunuz zaman akıntının tersine yüzüyor gibi oluyorsunuz.
Türkçede “hayatımı yazsam roman olur” denir “hayatımı yazsam öykü olur” denmez. Niye bir öykünün bizi anlatamayacağını düşünürüz?
Şöyle de düşünebilirsiniz; sokakta birisine rastladığın zaman sana anlatacak bir hikâyesi her zaman vardır ama kimse birbirine bir roman anlatmaya çalışmaz. Bir de hikâye anlatılamayan bir şey gibi geliyor bana. Benim için, öykü yazmak ifade etmenin mümkün olmadığını düşündüğüm şeyleri ifade edebilmenin yolu.
Öykülerinizin en belirgin özelliklerinden biri mizah. Sizce mizah, bizim gibi Ortadoğu ülkelerinde yaşayanlar için bir savunma sanatı mıdır?
Kesinlikle öyle. Hayatı katlanılır kılmak için mizahı kullanmak zorundayız. Eğer hayat, sürekli yumruklar savuran bir şeyse, mizah elimizdeki boks eldivenlerinin yerine geçer.
Sizin öykülerinizde neyin yerine geçiyor?
Hiçbir zaman asıl amacım mizah değildir. Yani komik olmaya çalışmak gibi bir amacım yok. Daha çok zor şeylerden, ağır gerçeklerden bahsederken içgüdüsel olarak mizaha kayıyorum. Yani yazdığım öykü bir arabaysa, mizah yan koltukta oturur, sürücü koltuğunda değil.
Günlük hayatınızda da mizah önemli midir? Çok espri yapar mısınız?
Kesinlik önemli. Bir kere her şeyden önce kendine dışarıdan bakabilmeni, kendini hafife alabilmeni sağlar mizah. Yani kendi içimize hapsolmaktan kurtarır bizleri.
Öykülerinizin bir diğer özelliği de “standart” gerçekliğin dışında bir gerçeklik algısı olması... Günlük hayatın gerçeklik algısını sıkıcı mı buluyorsunuz?
Yorucu buluyorum, ama sıkıcı değil. Eşimle ilk beraber olmaya, çıkmaya başladığımız zaman bir kız arkadaşına benim için “çok hoş biriyle tanıştım ama iflah olmaz bir yalancı, sürekli çok acayip şeyler anlatıyor” demiş. Zamanla beni tadıkça, anlattıklarımın yalan olmadığını, sadece gerçekliğin benim etrafımda biraz acayip hallere büründüğünü anladı. Yoksa sanırım birlikte olamazdık...

Kalmalı mı gitmeli mi?

Ülkenizde demokrat ve solcu kimliği ile tanınan bir yazarsınız. Ortadoğu her zaman şiddetin yoğun olduğu bir coğrafya ve şu an bu şiddet daha da artıyor. Sizce bu coğrafyada huzur mümkün mü?
İsrail’de yaşıyorum, orada bir çocuk büyütüyorum, haliyle olumlu düşünmek zorundayım ama doğrusunu isterseniz tarih boyunca hiç bu kadar kötü günler yaşadığımızı sanmıyorum. Tüm dengeler kaymış vaziyette, İsrail’in sağcı hükümetinin attığı adımlar desteklenecek gibi değil. Öte yandan Suriye’deki savaş, İran’daki hareketlenme ve kökten dincilerin seslerinin daha çok duyulur hale gelmesi de.
Artan gerilim karşısında “başka yere gitsek” deniyor mu?
Çoğunluk için böyle bir şey yok. Çünkü İsrail vatandaşıysan ve çok parlak bir becerin, mesleğin yoksa dünyada fazla şansın zaten yoktur. Ben ise bu konuda çatışma yaşıyorum. Ailemle güvenli olan başka bir yerde yaşamak istiyorum. Öte yandan soykırımdan sağ çıkmış, göçmen kimlikleri ile gurur duyan bir ana-babanın çocuğuyum. Onlar ülkemden ne pahasına olursa olsun ayrılmamı isterlerdi.

İsrail karşıtlığı

Demokrat ve solcu bir yazarım. Mavi Marmara gemisine yapılanları onaylamam mümkün değil. Ama anlamakta güçlük çektiğim bir başka şey daha var; Filistin sorunu elbette çok önemli. Ancak Türkiye veya İran için Filistin, diğer tüm insan hakları sorunlarından daha önemli. Bir bayrağa dönüşmüş durumda. Bunun altında bir İsrail karşıtlığı var. Mesela Ahmedinejad, Filistin üzerinden “İsrail’in yok edilmesi gerektiğini” rahatlıkla söyleyebiliyor. Ya da biri çıkıp “Ben İsrail karşıtıyım” diyebiliyor. Oysa kimse aynı rahatlıkla “Ben Türkiye karşıtıyım, İtalya karşıtıyım” diyemez, derse büyük tepki görür. Yani bir bütün ülkeyi bu şekilde karşımıza almayı genelde pek düşünmeyiz.

Yazarın Diğer Yazıları

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163