VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Mungan’ın odaları
Gazetevatan Anasayfa
15.02.2017
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Mungan’ın odaları

Mungan’ın odaları

Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Bir öğleden sonra kampüsün ağaçlıklı yolunda yürürken bir bankta sanki beni bekler gibi duran “Cenk Hikayeleri”ni bulmama... O gün, havanın da limonata gibi olması sayesinde, banka oturmuş Mungan’ın dünyasına adım atmıştım. Hülyalı bir dünyaydı bu. Uzun kış gecelerinde anlatılan masalların büyülü sesine hikâye sanatının soğukkanlılığının eşlik ettiği. Hava kararmasa ya da güvenlik güçleri “hadi artık” demese herhalde daha da okurdum. Ama Şahmeran’la yeniden tanışmam için önce eve gitmem gerekiyordu. Evet, Şahmeran’la yeniden tanışıyordum çünkü Mungan o bildiğimizi sandığımız masalları yazıya dökerken yeniden yorumluyor, aslında yeniden yazıyordu. Tıpkı Borges’in “Binbir Gece Masalları”nı yeniden yazması gibi...
Ama beni onun hikâyelerinde asıl cezbeden Türkçesiydi. Nasıl büyülü bir dildi bu? Nasıl da bir anda avcunun içine almıştı beni! Olaydan, kurgudan, karakter analizlerinden ziyade Türkçe başlı başına bir sanat olarak yükseliyordu. Üstelik, günümüzde sosyal medya ile pek bir popüler hale gelen aforizma nitelikli cümlelerle yüklüydü, ama gelin görün ki hiçbirini çekip alamıyordunuz. Çünkü o cümle bir bütünün parçasıydı ve bütünün dilini tatmış biri olarak cümleyi çekip almak ihanet olacaktı. O yüzden Murathan Mungan’ın hikâyelerini okurken kolay kolay not alamam, kıyamam... Allah beni bir okur olarak bu vicdan azabından korusun!
O kitaptan sonra Mungan’ın hikâyelerine iyice dadandım. “Kırk Oda”sını okudum. Böylece yedi cücesi olmayan bir Pamuk Prenses’le tanıştım. Bir de, onun edebiyatının temel metaforlarından olan odalar, kapılar ve kilitlerle... Ardından bu metaforların onun edebiyatının temel taşları haline geldiğinin iyice altını çizen “Üç Aynalı Kırk Oda”yla. Bu kitapta ise Alice, Aliye ve Ali vardı. Ancak bu kez yazarın bir başka metaforu daha da öne çıkıyordu; aynalar. (Borges’e bir kez daha selam olsun.)
Bu kitapta yorumladığı masallar ise hayatı bir hapishaneye çeviren toplumun dayattığı kimlikler üzerineydi. Odalarımız vardı elbet sığınacak, ama onların kapıları da kilitliydi. Elbet anahtar bizdik, ancak açmak için önce aynalara bakmak gerekiyordu ki, o aynalar modern zaman mitleri ve masallar sayesinde bize pembe yalanlar söyleyebiliyordu ve ne yazık ki kapılar ardındaki fısıltılar kolay kolay yansıyamıyordu.
Doğu’nun Batı’ya fısıldayan sesiydi de Mungan. Ancak bu Doğu, Türk edebiyatının temel izleklerinden ve sendromlarından olan Doğu-Batı meselesi değildi. Gelenek ve modernizm onun hikâyelerinde sentezlenmek için de kurgulanmıyordu. Onun Doğu’su, daha çok yıldızlı geceleri seyrettiğimiz ya da sıcak soba başındaki sohbetler edilen günler, yani çocukluğumuz gibiydi. Kaydı, günlüğü tutulmamış ama bilinçaltımızı şekillendirmiş zamanlar gibi.
Murathan Mungan’ın aynalar, kapılar ve odalarla döşenmiş hikâyelerine yönelik bu uzun girizgâhın sebebine gelince... İki gün sonra yani ayın 17’sinde Mungan’ın yeni hikâye kitabı çıkıyor: “Dokuz Anahtarlı Kırk Oda.”
Dokuz hikâyeden oluşan kitap, adından da anlaşılacağı üzere bu hikâyelerin izinde... Zaten yazarın kendisi de şöyle söylüyor kitabı için: “’Kırk Oda’, ‘Üç Aynalı Kırk Oda’ ve ‘Yedi Kapılı Kırk Oda’dan sonra bu kez gene aynı akrabalık, komşuluk ilişkilerini sürdüren benzer yapıda çatılmış, ortak merkezli dokuz hikâyeden oluşan ‘Dokuz Anahtarlı Kırk Oda’ ile devam ediyorum yıllar önce çıktığım yola, yolculuğa. Yıllar önce söylediğim ve söz verdiğim gibi, kırk odalı bu dizinin son kitabı olacak ‘Sonuncu Oda’nın sonuna kadar izini süreceğim kırk masal.”



Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Mayıs 2017 Yıl : 13
Sayı : 159