VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Nâzım, bu dünyadan iyi ki geçti!
Gazetevatan Anasayfa
15.07.2018
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Nâzım, bu dünyadan iyi ki geçti!

Nâzım, bu dünyadan iyi ki geçti!

“Bu Dünyadan Nâzım Geçti”yi okuyunca yakın bir akrabanızın, sevdiğinizin yaşamını okumuş, onunla gururlanmış gibi oluyorsunuz. Gözlerinizden dökülecek iki damla yaşın sebebi de size kalmış, ister sevinçle ister kederle, iki damla gözyaşı da sizin teşekkürünüz oluyor.


Nâzım Hikmet’in çocukluk, gençlik arkadaşı Vâlâ Nureddin ya da kısaca Vâ-Nû’nun yazdığı, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı desteklemek, katkıda bulunmak için Kuvâ-yi Milliye’ye katılma çabalarından, Bolu’ya öğretmen olarak atanmalarına, oradan Batum’a, Moskova’ya, KUTV’a (Doğu Halkları Komünist Üniversitesi) gidişlerine, sonrasında da uzun yıllar yollarının ayrılmasına, şairin uzun hapishane macerasına, affına kadar şiirli, heyecanlı, samimi bir biyografi…

Dedim ama, klasik anlamıyla bir biyografi değil. Bir kere yazan Nazım Hikmet’in en yakını, bu yüzden nesnel değil alabildiğine öznel, soğuk, uzaktan, yansız değil, aksine sıcak, yakın ve yanlı bir anlatı. Anı-roman, biyografi-roman denilebilir.

Övünmek gibi olmasın ama ilk baskısını okumuştum 1968’de babamın kitaplığından. İlk baskı 1965’te Remzi Kitabevi tarafından yapıldı. Sonra bir kez daha okudum. Sonra da Nâzım Hikmet’le ilgili Türkçede yayımlanmış hemen tüm kitapları okudum. Hem yazdığım hem derslerde anlattığım için. Memet Fuat’ın kitaplarını da ekleyerek, Nâzım Hikmet’in yaşamına dair temel başvuru kitabım hala “Bu Dünyadan Nâzım Geçti”.

Kolektif anlayışın başlangıcı

Vâ-Nû, gazeteci. Şiirler de yazmış, ama daha çok bu kitabıyla ve Nâzım’ın yoldaşı olarak tanınmış biri. Dürüst bir tanıklık. Yolları ayrılsa da ‘ahde vefa’ olarak yoldaşlıklarına halel getirmiyor ikisi de. Hem de ne yoldaşlık! Kuvvacıların izniyle vapurla geçtikleri İnebolu’dan sonra, Ankara’ya bazen katır sırtında çoğu kez de yayan olarak giderler günlerce. Serde gençlik varsa, içlerinde de kısa süre sonra tutuşacak yoldaşlık ateşi vardır. Kolektif anlayış daha o zamanlardan başlamıştır. Ünlü “Yol Türküsü”nü o yürüyüşte beraber yazarlar: “Alnımızda yanar gençliğin tacı/Yorgunluğun anasını satarız/Elimizde neşemizin kırbacı/ Ufukları önümüze katarız…/…/Göğsümüz kuvvetli, gönlümüz temiz/Tükenmez yolları tüketiriz biz/Ne saray, ne hamam, ne han isteriz,/Nerede gün batarsa orda yatarız.”

Vâ-Nû, bu kitabı Nâzım Hikmet’in siyasal kavgasından çok şair yanını, Türkçeyi şiirle yaygınlaştırdığını, tanıttığını anlatmak için yazdığını belirtiyor. Bunu hakkıyla yapan, eskimeyen bir yapıt. Gazeteciliğinin yanı sıra edebiyatçı oluşuyla da, hem zevkle hem de merakla okunan bir kitap yazmış Vâ-Nû. Zaman zaman gündeme gelen Nâzım Hikmet’in ‘insan’ yanının da tüm çıplaklığıyla ortaya konduğu kitap, şairin yalnızca yazdıklarıyla değil, boyun eğmezliği, inadı ve kişisel dürüstlüğüyle de bir bakıma dervişan bir ‘şair’ olduğunu gösteriyor ki, bu tanıklıklar da onun şiirini daha değerli, daha büyük kılıyor hiç kuşkusuz.

Nâzım Hikmet’i başka şairlerle yarıştırmak gibi bir ideolojik hastalığın, İslamcı iktidar marifetiyle de yaygınlaştırıldığı bugünlerde “İyi ki bu dünyadan Nâzım Hikmet geçti!” diyoruz bir kez daha.


Ev ödevi: Tabiat bilgisi
30 yıldır yayımlıyor şiirlerini. Ödülsüz. Ama ödül veriyor, hem de çok. Mustafa Köz. Diyalektik buluşmayı gerçekleştirmiş. Nerede? Önce kendinde. Çok iyi bir şair. Çok da çalışkan. Çalışkanlığı yazmakla sınırlı değil. İnsanları, doğayı, kuşları, böcekleri, geceyi, yıldızları, suları, taşları, yağmurları, rüzgarları, uykuları, günleri çalışıyor hep. Şiirleri de onun hem ev ödevi, hem tabiat bilgisi. Bir de yurttaşlık bilgisi var. Köz, hani o duyarlılık dediğimiz, çoğu kere duymazdan geldiğimiz kavramın hem toplumsal hem bireysel sorumluluğunu taşıyan ve bizim devrimci şair ya da şair devrimcidir şiarının hakkını tümüyle veren bir şair. Bunu ben söylemesem, şiirleri, yazıları zaten söyler, söylüyor.

Mustafa Köz’ün yeni şiirleri “İki Yüzlü Zar”(VE Yayınevi, Nisan 2018). Ustalığı çoktan geçmiş de bilgeliğe ulaşmış bir şairin demeleri. Köz’ü okurken uzun zamandır Anday’ı, Oktay Rifat’ı anımsamam sebepsiz değil. Köz de şiirimizin mitolojiyle, doğayla akrabalık kurmaya çalışan bu şairlerine ekleniyor bence. Açıkcası onları andırıyor, bana kalsa ‘benziyor’ derim doğrudan, fakat çevre bunu olumsuz değerlendirir, derler ki…

Benzemenin güzelliği diye bir şey var. Kolay sanılır, değildir. Hele Anday’a, Oktay Rifat’a. Köz’ün şiiri onların ustalık dönemi şiirlerinin ‘Garip’ içinden söylenişi gibi. Hadi daha sıcağı diyelim. Belki de onların birlikte devamları Köz’ün şiiri olmuş. Yeni olmuş. Doğa şiiri ya da mitolojik şiir derken, düşünceyi yabana mı atıyoruz? Bir bakıma evet, ‘yaban düşünce’ olarak şiir doğuyor bundan: “sesler ki gölgeleri düşüncelerin.”

Çalışılmış değil, çalışan bir şiir. İnce ince, sürekli, sabırla. Sözcükleri düşünen, doğayı düşünen, düşünceyi düşünen ve şiiri düşünen bir şiir. Köz de insanlığın farklı aşamalarında bulunmuş gibi. Şaman ya da büyücü de diyebiliriz, avcıdan çok toplayıcı da. Köz, tabii dinsel olarak değil ama inanmış bir insan, ve onun şiiri okuru şiire de inandırabilecek güçte. Gerçek şiirdedir diyebilir bu şiirle karşılaşan biri.

Hem bu kitapla hem de “Şair ve Şeytan” şiiriyle: “şairler ele geçirdikten sonra kitaplarımızı/dualarımız, tütsülerimiz beş para etmez oldu/onlar sözcüklerle sardıklarından beri küçük ruhları/yoksullarımız daha dik basil,/rahibelerimiz çeyiz düzüyor gizli gizli…”
Ölümü de yaşam gibi düşünmenin şiiri, sonsuzluğu düşler. Ve buradan doğar insanın da şiirin de sevinci: “geçmedi tanrının tek günü bensiz” der insan. İnsanın da aslında tek gününün şiirsiz geçmediğidir bu. Köz’ün yazdığı da hiçbir şeyin şiirsiz geçmediğidir.


Paylaş
YORUMLAR

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam