VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Saramago’nun fili yeniden yollarda
Gazetevatan Anasayfa
14.10.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Saramago’nun fili yeniden yollarda

Saramago’nun fili  yeniden yollarda

José Saramago’nun bir filin Portekiz’den Avusturya’ya yaptığı altı aylık yürüyüşünü anlattığı “Filin Yolculuğu”, çizgi roman olarak yayınlandı. İki hikâye dil olarak birbirinden farklı olsa da can alıcı noktalar João Amaral’ın çizgi romanda eksiksiz anlatılmış.


Yazarın kim olduğunu, Nobel alıp almadığını, nasıl yazdığını, ne anlattığını unutun. Sadece karısına yazdığı kısacık ithaf cümlesi bile romanı eşsiz kılıyor: “Ölmeme izin vermeyen Pilar’a”… İlk kez 2009 yılında Turkuvaz Kitap’tan çıkmış José Saramago’nun “Filin Yolculuğu” romanı, ardından Kırmızı Kedi tekrar basmış ki, benim okuduğumda bu baskı olmuştu birkaç sene önce. O ithaf cümlesi beni o kadar etkilemişti ki, sayfayı çevirip romana dalmam hayli zor olmuştu.Hasta yatağında yazmıştı bu romanı Saramago.

En büyük korkusu “Filin Yolculuğu”nu tamamlayamamaktı. Hem Saramago’nun son kitaplarından biri olması hem de Elif Şafak’ın “Ustam ve Ben” kitabını yazarken bu romandan etkilendiği tartışmaları, doğal olarak ülkemizde yazarın en çok satan kitaplarından biri haline getirdi “Filin Yolculuğu”nu.Ama bu kez farklı bir yolculuğa çıkıyor fil Salomon ve João Amaral’ın illüstrasyonlarıyla çizgi romana dönüşüyor.
1551 yılından Lizbon’dan Viyana’ya yapılan bir yolculuk anlatılıyor bu romanda. Hikâyenin kahramanları ise adı Salomon iken Kanuni Sultan Süleyman’a gönderme yapılarak Muhteşem Süleyman’a çevrilen bir fil ve filin Hintli bakıcısı Subhro’dur. Fil, Portekiz Kralı tarafından kuzeni Roma-Germen İmparatoru’na hediye edilmek üzere seçilmiştir ve böyle eşsiz bir hediyenin diplomatik ilişkileri rayına oturtacağı düşünülmektedir.

Ne de olsa dönemin en güçlü sömürgecisi Portekiz’e bu fil, Hindistan’dan değerli bir ganimet olarak getirilmiştir. Portekiz’e ayak bastığında fil, üzerine örtülen değerli kumaşlarla, en görkemli haliyle sokaklarda salınıp hanımefendi ve beyefendilerin beğenisine sunulmuştur. Ama aradan geçen zamanda fil unutulmuş, kalın derisi çamura bulanmıştır. Bakıcısının ise giysileri paçavraya dönmüştür. Anlayacağınız bu eşsiz hediye aslında artık gözden düşmüş bir ganimettir.
Altı ay süren yolculuk hayli meşakkatli geçer, Alp Dağları aşılır, dar geçitlerde ilerlenir. Günde yüzlerce kilo saman ve yüzlerce litre su içmeye alışkın olan fil Süleyman çoğunlukla mutsuzdur. Onun keyfî dinlenme ve göllerde yıkanma saatleri nedeniyle de doğal olarak yanlarında bulunan Portekizli komutan mutsuzdur. Nihayet, Roma-Germen İmparatoru Maximillan’ın bulunduğu İspanya’daki Valladolid’e varırlar.

Burada Portekizli eşlikçiler gözyaşlarıyla ayrılır ve Süleyman ile Subhro yollarına imparator ve imparatoriçe ile devam ederler. Pek çok insan hayatında ilk kez fil gördüğü için geçilen her köy, kasaba ve kentte Süleyman büyük tezahüratlarla karşılanır. Elbette fili vaftiz etmek ya da içindeki şeytanı çıkarmak isteyen hatta ondan bir mucize dileyen papazlarla da karılaşırlar yol boyunca. Ancak filin mucizeleri ve çığlıklarıyla süren yolculuk, aslında unutuluşa ve ölüme giden bir yolculuktur. Belki de bunu tek bilen fil Süleyman’dır. “Beklendiğimiz yere mutlaka varırız” cümlesiyle açılan çizgi roman, bu görkemli canlının görkemli yolculuğunu romandan hiç uzaklaşmadan verirken Saramago’yu anlatıcı kimliğiyle hikâyeye dahil ederek çizgilerle de ölümsüzleştiriyor.

YOLCULUK NEREYE?

Hasta yatağında bir yol hikâyesi kaleme alan Saramago, aslında zor şartlarda kat edilen yolları değil içsel bir yolculuğu anlatıyor. Çok akıllı bir hayvan olan Süleyman ile yine çok akıllı fil bakıcısı, yol boyunca karşılaştıkları herkesin hayatlarına dokunuyorlar. Hıristiyan öğretilerine karşılık Subhro’nun anlattığı Hint efsaneleri onu bilgelik mertebesine taşıyor. Aralarında imparatorun bulunduğu koca bir kafilenin, keyfine ve iştahına düşkün filin temposuna uymak zorunda kalması bile başlı başına bir öğreti değil de nedir? Hikâyede adı geçen herkesin hayatı, yolculukla birlikte farklı bir anlam kazanıyor.

Çizgi romanla romanı birbirinden ayıran en önemli özellik, yazım tarzı. Romanın önsözünde yer alan çevirmen Pınar Savaş‘ın uyarısı ilk anda biraz ürkütücü geliyor okura; “Nokta ve virgül dışında hiçbir noktalama işareti yok. Cümleler çok uzun hatta bazen özneler birbirine karışabiliyor. Cümle başındakiler hariç, tüm özel isimler küçük harfle başlıyor ve kesme işareti ile ayrılmıyor” diyordu özetle çevirmeni. Saramago, neredeyse klasik haline gelmiş yazım stiline eklemeler bile yapmıştı anlayacağınız. Tek bir imla hatasıyla konsantrasyonu bozulanlar için kolay bir okuma değil elbette ama tüm Saramago romanları gibi öykünün çekiciliği, stilin zorluğunu ortadan kaldırıyor. Çizgi romanda ise bu zorluk tümüyle ortadan kalkıyor.

Hikâyenin en can alıcı noktaları da çizgi romana büyük bir başarıyla aktarılmış. Eksiklik duygusuna kapılmıyorsunuz. İşte belki de bu nedenle fil Salomon’unki kadar zorlu bir yolculuk olmuş romanın çizgiye aktarılması João Amaral için. Bunun en yakın şahidi de Saramago’nun eşi Pilar del Rio.

Çizgi romanın önsözünü yazan del Rio, çizerin “yolculuğunu” şöyle aktarıyor: “Viyana’ya yolculuk çilelidir: João Amaral bunu çok iyi biliyordu çünkü iki yıldan uzun bir süredir bu yolculuğu adım adım çizmekteydi. Evindeydi ve o da filin çığlıklarını duydu, böylece hiçbir okurun okuma serüveni içinde kaybolmaması için sınırlarını belirleyebildi. João Amaral, José Saramago’nun yazdığı roman üzerinde çok çalıştı ve onu ancak harfiyen öğrendikten sonra çizdi; amacı çizgi romanında hataya yer vermemekti.”


Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158