VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Stephen King’in Philip Marlowe’u
Gazetevatan Anasayfa
14.12.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Stephen King’in Philip Marlowe’u

Stephen King’in Philip Marlowe’u

“Bay Mercedes”te, Raymond Chandler’ın 1930’larda yarattığı sıkı dedektif Philip Marlowe karakterine göndermeler yapan Stephen King, kendi Marlowe’unu yaratmış ve yeni bir tarza yönelmiş. Üçlemenin ilk romanında emekli dedektif William Hodges, psikopat bir katilin peşine düşüyor.

Kim derdi ki gerilim romanlarının ustası Stephen King gün gelecek de emekli bir polisin maceralarını anlatacak? Ama oldu işte sevgili okurlar! Bir üçlemenin ilk kitabı olan “Bay Mercedes”in başkahramanı 62 yaşındaki emekli dedektif William Hodges, alkol sorunu nedeniyle ailesini kaybetmiş yalnız bir adamdır.
Çimlerini biçip bilgisayarıyla ilgili sorunlarını gideren komşu çocuk Jerome dışında eski mesai arkadaşları da dahil kimseyle görüşmeyen Hodges, tüm gününü televizyon karşısında reality şovları izleyerek geçirmektedir. Zaman zaman babasından yadigâr 38’liği ağzına sokup intihar etmeyi düşünmenin dışında hiçbir gelecek planı yoktur.Ta ki bir mektup alana kadar. Mektubun yazarı, sabahın kör karanlığında iş bulmak umuduyla belediyenin önünde kuyruğa girmiş insanların üzerine bir Mercedes süren ve sekiz kişinin ölümüne neden olan “Mercedes’li katil”dir. Üzerinde çalıştığı ve çözümleyemediği davalardan birinin zanlısından mektup almak Hodges’ı harekete geçirir.

Katliamı gerçekleştirmek için çalınan Mercedes’in sahibi Olivia Trelawney, polisin ve kamuoyunun suçlamaları nedeniyle intihar etmiştir. Çünkü herkes onu, bir Mercedes’i başka türlü çalmak mümkün olmadığı için, otomobilini kilitlememekle suçlamaktadır. Obsesif kompulsif tanısı konulacak kadar takıntılı bir kadın olan Olivia’nın kimseyi ikna edemeyince vicdanına yenik düşüp canına kıydığı düşünülmektedir. Ne var ki Olivia’nın kız kardeşi Janelle ve annesiyle konuşan dedektif, işin içinde başka bir iş olduğunu fark eder. Çünkü zanlı, ölümünden önce Olivia’ya da bir mektup yollamış, çok pişman olduğunu, kendisiyle internet aracılığıyla konuşmak istediğini söylemiştir. Buluşma adresleri de, tıpkı dedektife yolladığı mektuptaki adres gibi “Debbie’nin mavi şemsiyesi”dir.

DELİLER GEÇİDİ

Vakayı araştırırken ikili arasında duygusal bir ilişki başlar. Ne var ki Janelle’in yaşlı annesinin ölümüyle işler sekteye uğrar. Çünkü cenaze töreni için şehre Janelle’in akrabaları gelmiştir ve hırslı dayı ile teyze bir yana hayli çatlak kuzin Holly’yi idare etmek pek kolay değildir. Hodges, katilin kendisine yolladığı adrestenonunla bağlantıya geçer. Amacı Mercedes’li katili çileden çıkartıp hata yapmasını sağlamaktır. Yaptığı hiçbir şeyden vicdan azabı duymayan, daha küçük bir çocukken kardeşini öldüren, annesiyle ensest ilişki yaşayan, asosyal ve teknoloji dehası katil, tam bir psikopat resmi çizmektedir. Delilik çizgisini aşan katil, Hodges’ı da sonsuz yolculuğuna uğurlayabileceği son bir eylem hazırlığındadır. Ama katliam ne zaman ve nerede gerçekleşecektir?
İşin aslı romandaki tek deli, Mercedes’li katil değildir! İntihara sürüklenen Olivia daha önce de dediğimiz gibi tikleri, endişeleri olan takıntılı bir kadındır. Dedektifin sorguladığı annesinin bunama nedeniyle hafızası oldukça karışıktır. Kuzin Holly ise evlere şenlik, tescilli bir delidir! Romanın sonuna doğru kalp krizi geçiren dedektifimizin de intihar eğilimli olduğunu hatırlayacak olursanız bu hikâyede sağlıkla düşünen kişi olarak geriye bir tek 17 yaşındaki Jerome kalıyor! Bu şartlar altında romanın sonunda binlerce kişiyi kurtarma görevinin çatlak Holly ile Jerome’a kalması da pek şaşırtıcı gelmeyecektir okurlara.

ARTILAR, EKSİLER

50’nin üzerinde roman yazan, neredeyse her yazdığı filme çekilen ve yok satan Stephen King bu romanıyla sert dedektif / cinayet tarzının hakkını veriyor. Alkolik ve ailesi parçalanmış, gözü kara dedektif Hodges, özünde esprili ve düşünceli bir adamdır. Tıpkı Philip Marlowe’unki gibi bir ofis, seksi bir sekreter hayal etmektedir ki bu hayallerine ortak olan Janelle, ona hediye olarak Marlowe ile özdeşleşen fötr şapkalardan bile alır. King, küçük bir bebeğin dahi cani katilin kurbanı olduğu beklenmedik açılış sahnesine ek olarak, yine beklenmedik şiddet eylemleri ve amansız takip sayesinde hikâyenin heyecan dozunu hep yüksek tutmuş.
Bir psikopat katilin yaşamını, onu bu noktaya hangi etkenlerin getirdiğini satır aralarında çok güzel vurgulamış. Bununla birlikte sonu başından belli bir hikâyeye imza atmış. Örneğin Mercedes’li katil Jerome’un köpeği için zehirli köfteler hazırlayıp buzdolabına koyduğunda, alkolik annesinin bu köfteleri yiyeceğini anlamamak mümkün değil. Ayrıca bir türlü fırsatını bulup eski mesai arkadaşlarını yardıma çağıramaması da okurun finali az çok gözünde canlandırmasını sağlıyor.

Emekli dedektifin bir türlü yakalayamadığı katilin tekrar peşine düşmesi, kendisine işveren boşanmış genç Janelle ile aşk yaşaması, bilgisayar teknolojisinden hiç anlamaması ya da katilin tacize uğramış ve kardeşini öldürmüş olması bu tarz romanların klişelerinden. Bunların Stephen King’in kaleminden dökülüyor olması ise hepsini klişe olmaktan çıkarıyor. King’in işin içine bu kadar çok çılgını katması, hikâyeyi yumuşatıyor; aksi takdirde eleştirmenlerden “çok sert” eleştirileri alması işten bile değildi. Güçlü bir hikâye anlatıcı olan King, sadece dedektifin değil katilin gözünden de olay örgüsünü anlattığı için roman hızla akıp gidiyor.
Dedektif William Hodges’ın maceraları iki kitapla daha devam edecek.Haziran ayında yayınlanacak kitapta dedektif bu kez öldürülen ve not defteri çalınan bir yazarın katilinin izini sürecek. Ve muhtemelen Jerome ile Holly yine ona eşlik edecek. Sonuç olarak elbette klasik bir Stephen King romanı değil ama eski tarz dedektif romanlarına yeni bir soluk getirdiği için 450 sayfayı iki günde okuyacağınızı ve birkaç kâbus göreceğinizi garanti edebilirim!

Stephen King’in “Christine” romanındaki 1958 model Plymouth Fury’yi unutmak mümkün mü? Kırmızı-beyaz Christine, kendisine ve sahibine zarar veren herkesi tek tek öldürerek gerilim romanları tarihine adına yazdırmıştı. Bu kez de gıcır gıcır gri bir Mercedes Benz SL500 var romanda.
Başrolde olmasa da sürekli kazaya kurban gidip tamir edilen ve sonunda mavi renge boyanıp yeniden yollara düşen, üstelik romana adını veren bir otomobil.

Sadece Stephen King değil, oğlu Joe Hill de romanında bir otomobili başrole koymuştu. Hatırlayacaksınız, Hill’in “ŞE7T4N” romanında,radyosundan sürekli usandırıcı Noel şarkıları yayılan 1938 yapımı bir Rolls-Royce Wraith (Hayalet) vardı. 150 yaşındaki vampirin çocukları kaçırırken kullandığı “ŞE7T4N” plakalı bu Rolls-Royce da tıpkı Christine gibi bir otomobil olmanın çok ötesinde yeteneklere sahipti.

Stephen King bu romanı, McDonald’s’ın önünde iş bulma kuyruğunda bekleyenlerin üzerine otomobilini süren ve iki kişinin ölümüne neden olan bir kadının gerçek hikâyesinden esinlenerek yazmış.

Sevgili Dedektif Hodges,
Eminim elinizden geleni yaptınız ama ne yazık ki (sizin adınıza ne yazık ki) başaramadınız. İnanıyorum ki yakalamayı gerçekten çok istediğiniz bir “serseri” varsa o da geçen yıl belediyenin düzenlediği iş bulma fuarına gelen insanların üzerine bile bile arabasını süren, sekiz kişiyi öldürüp daha da fazlasını yaralayan kişidir. (İtiraf etmeliyim ki hayallerimin çok üstünde bir sayıydı.)
***
Katliam sırasında çok eğlendiğimi itiraf ediyorum. (Dürüstçe konuşuyorum.) Gazı kökleyip zavallı Olivia Trelawney’in Mercedes’ini kalabalığın üstüne sürdüğümde penisim taş gibi sertleşmişti! Ve kalp atışlarım hızlanıp dakikada iki yüzü bulmuştu. Bir gün birilerine bunları anlatabilmeyi umuyordum.
***
Ne kadar korkmuş görünüyorlardı (o kadar komikti ki). Arabayla onlara dalarken fena öne savrulmuştum. İyi ki emniyet kemerinin kilidi sağlammış. Ne heyecan vericiydi.
***
Hâlâ insanlara çarptığımda vücudumu sarsan şokları hissediyor, kemiklerin kırılışının sesini duyuyor ve cesetlerin üzerinden geçerken arabanın sallanışını hatırlıyorum. Güçten ve kontrolden bahsedeceksek 12 silindirli bir Mercedes her şeyden üstündür! Gazetede kurbanların arasında bir de bebeğin olduğunu okuduğumda zevkten dört köşe oldum! Körpecik bir cana kıymak! Kaçırdığı onca şeyi düşünsenize! Nasıl ama? Patricia Cray, huzur içinde yatsın! Anneyi de gebertmişim! Uyku tulumunda çilekli reçel! Ne heyecan ama! Kolunu kaybeden adamı veya felç geçiren diğer ikisini düşününce de zevkten titriyorum. Adamın yalnızca belden altı felç olmuş ama buna da kuzu çevirme denmez de ne denir! İşte size ölmeyenler... Herhalde ölmeyi diliyorlardır! Ne dersiniz Dedektif Hodges?
Muhtemelen şimdi, “Karşımdaki ne tür kafayı sıyırmış ruh hastası bir sapık?” diye düşünüyorsunuzdur. Sizi suçladığımı söyleyemem ama itiraz edersem kızmayın! Tartışmaya açık bir konu. Bence yaptığımı yapmaktan hoşlanacak sayısız insan var, bu yüzden işkence ve uzuvların koparılması gibi konuları işleyen kitaplar, filmler (ve hatta günümüzde televizyon programları) her geçen gün daha fazla ilgi görüyor. Benimle o insanlar arasındaki tek fark, onların hayal ettiklerini gerçekten yapmış olmam. Deli değilim (kelimenin tam anlamıyla).
***

Çoğu kişiye daha küçük birer çocukken Kurşun Botlar veriliyor ve hayatları boyunca onları giymek zorunda kalıyorlar. BU KURŞUN BOTLARIN ADI VİCDAN. Bende ondan yok, bu yüzden çoğunluğu oluşturan normal insanlardan çok daha yukarılarda uçuyorum.




astropay card
astropay satın al
astropay nedir

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163