VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Tüketilmesi imkansız, başlı başına bir roman türü
Gazetevatan Anasayfa
13.12.2013
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Tüketilmesi imkansız, başlı başına bir roman türü

Tüketilmesi imkansız,   başlı başına bir roman türü

“Solgun Ateş” kendinden önceki büyük edebiyat geleneğinin üstüne usulca eteklerini yayan, onların üstünden kendi başına ve kendi başınalığa doğru yükselen bir roman. Çünkü Nabokov’un estetiği ödünsüz bir estetiktir. Beyin seviyemizi ona göre ayarlayacağımız.

Bir okur olarak 2013 senesini iyi hatırlayacağım. Sene boyunca bir sürü güzel ve önemli roman çevirisi yayımlandı. Bazılarını okudum, birkaç tanesinden burada söz ettim. Birkaç yıldır, önemsediğim ve elimdeki yazı işinin bütün yüküne rağmen okumadan duramadığım, aldığım zevki kendime saklamaya da kıyamadığım romanları burada anlatmaya çalışıyorum.

Ben 1970’li senelerde büyüyen ve okuyacak modern roman bulma sıkıntısı çeken kuşaktanım. Bu yüzden bizim kuşağımız klasikleri, çaresizlikten, fazlaca okumuş bir kuşaktır. Tek tük keşfetme şansı bulduğumuz modern yazarlar ise, bazı çok mutlu raslantılar dışında, eksik, kötü çevirilerle piyasaya çıktılar. Birçok modern yazarın ismini duymak için 80’leri beklemek zorunda kaldık 1970’lerde yazan birkaç modern Türk yazarını keşfetmek için de öyle. O manzaranın okur talebi, yayıncı cehaleti, çevirmen yetersizliği vs., bir sürü sebebi vardı elbette. Okur ve yayıncı önce yeni kuşak Türk yazarlarını keşfettiler, sonra yeni kuşak yabancı yazarları. Hatırlarım, on yıl öncesine kadar bir yayıncıyı yurtdışından telif hakkı almaya ikna etmek boş bir çabaydı. Yerli yazar transferinin tek çare olduğuna inanılırdı.

Bugün bu manzara değişti. Ta 80’lerden başlayarak Adam, Can, İletişim derken Metis, Ayrıntı, ve bir iki iyi niyetli yayıncı daha birer ikişer bizi modern edebiyatla tanıştırmaya başladılar. O yıllarda usül, haliyle, bir yazarın en meşhur eserini basmaktı. “Bütün Eserleri” bilincini idrak etmemiz biraz daha zaman aldı ve bugünlere kadar geldi. Artık, daha önce de bu tür sözler söylediğimi hatırlıyorum, çeviri edebiyatı kütüphanemiz yıldan yıla, hem nicelik olarak, hem de hayranlık verici çevirilerle zenginleşiyor. Merak ettiğimiz hemen her önemli yabancı romanı artık kendi dilimizde okuyabilecek duruma geldik. Hem de bir ömür içinde benim iyi hatırladığım çorak manzaradan.

Bu kadar şeyi yaşım ilerledikçe geçmişime acıma illetine tutulduğumdan anlatmıyorum. Okuma hayatına yeni atılan ya da atılmaya hazırlanan gençler sahip oldukları şeyin kıymetini bilsinler demek için anlatıyorum. Bugünkü kütüphane zenginliğinin arkasında benim son otuz yıl boyunca yakinen tanık olduğum üzere, bir sürü iyi niyetli insanın, yayıncı ve çevirmenin inatçı fedakarlığı yatıyor. Bunu da, hiç olmazsa bu yaşadığımız değer bilmeme ya da bilip hemencecik unutma çağında söz konusu edelim istiyorum. Şimdi masamda, bu yazıyı yazdığım sırada klavyemin hemen kenarında duran -ve kapağını hiç beğenmedim deme şımarıklığına artık sahip olduğumu hissettiğim bir dev roman, şımarık romanların şahı, “Solgun Ateş/ Pale Fire” duruyor ve ona bakarken, elimde olmadan, bu romanı ana dilimizde okuyacak olmanın bir sürü insana normal birşeymiş gibi gelecek olması düşüncesine hayıflanıyorum. Oysa emin olun yayınevi de, hele hele çevirmen de bu romanın arkasındaki muazzam çabadan gurur dışında pek az ödül alacaklar. Peki. Yeterince ağladık. Artık gülümseyebiliriz.

ŞIMARIK ROMANLARIN ŞAHI

“Solgun Ateş” için şımarık romanların şahı dedim çünkü hiçbir şekle sokamadığımız, uzun süre -belki ilelebet- anlam da veremediğimiz, ama sırtımızı dönüp unutmayı da beceremediğimiz bir romandır “Solgun Ateş.” Hatta belki bu tür romanların tek örneğidir. Bakın bu cidden doğru. Kitap tanıtım jarjonuyla söylersek her anlamda eşsiz bir romandır.

Kendinden önceki büyük edebiyat geleneğinin üstüne usulca eteklerini yayan, onların üstünden kendi başına ve kendi başınalığa doğru yükselen bir romandır. Seversiniz, sevmezsiniz ayrı konu. Ben de en sevdiğim roman olduğunu söyleyecek değilim. Ama hedefini ve büyüyüşünü ve iz bırakışını bir anlığına ya da ara ara da olsa yakalar gibi olunca bir roman nasıl insanın başını döndürür, nasıl insanda uzaklardan tekrar tekrar bir büyülü gölün derinliklerine geri çağrılıyormuş sanısı yaratır, görürüz.
“Solgun Ateş”i okumak için anahtar kelime inanç. Romanı okuyup bitireceğimize ve romanın bize verecek çok şeyi olduğuna inanırsak yürür gideriz. Ben yirmili yaşlarımda birkaç yıl arayla “Pale Fire”a iki başlangıç yapmış, ikisinde de, okuduğuma bir anlam veremeyip yarı yoldan dönmüştüm.

Gerçi Nabokov’a iyi, has bir okur olmakta hep zorlanmışımdır. Bilhassa İngilizce yazdığı romanlar bana, nasıl desem, biraz sentetik gelmiştir. Belki fazla kusursuz,
demeliyim. “Pnin”, sözgelimi, benim için, bir acı gülümsemeler serisi içinde okuduğum, beni buruk bir anlayışa doğru sürükleyen ama “Pnin”in kendisiyle yakınlaşmamı önleyen bir mesafe kontrolüyle anlatılmış bir romandır. “Pnin” acıyacağız, onu hatta hor göreceğiz ama bir yandan da ona gururlu bir insana davranır gibi davranacağız. Titizliğine, saflığına, kibrine güleceğiz ama yüksek sesli gülmeyeceğiz. Bu mesafe duygusu benim için de uzlaşılması zor bir duygu.

Bir terbiye, hatta. Nabokov’un okurdan talep ettiği ya da eğer okur tembel değilse ona vermeyi vaat ettiği bir terbiye. “Lolita” başka nasıl böylesine okunabilir bir roman olabilirdi ve kaçımız kendimizi kötü hissetmeden okuyabilirdik. Ama orada da ne HH’ye yakınlık duyduk, saplantısını mazur gördük, ne de Lolita’ya acıdık, kurban olduğunu düşündük.

BÜYÜK YAZAR OLMAK
Yıllar içinde Nabokov okuru diye özel bir okur kategorisi (ve tabii bir okuma tarzı) olduğuna inandım. Onlardan biri olamadım. Ama olmaya çalışmaktan da vazgeçmedim çünkü her yarım kalan tecrübeden sonra demin sözünü ettiğim göl çağrısı aklımda çınladı durdu. Büyük yazar olmak böyle birşey olmalı: Üslubun, tekniklerin, malzemen kendi başlarına ya da bir arada cazip gelmedikleri anda bile vazgeçilmez, sırt çevrilmez olmak. Sevimsiz ölçüde kibirli bir yazar olduğun hissini bizzat romanın içinde uyandırsan bile hatta.

Nabokov böyle. Onun estetiği ödünsüz bir estetik. “Solgun Ateş”in 32. sayfasında ima edildiği gibi, beyin seviyemizi ona göre ayarlayacağız. Ve inat edeceğiz. Eğer roman sanatını ciddiye alan bir okursak buna mecburuz çünkü Nabokov’u, hele de “Solgun Ateş”i ıskalamayı göze alamayız bunun telafisi yok.
Yine bana dönersek, bu romanı şimdi dördüncü kez okuyorum. Bundan önceki okuyuşumda nihayet romanın her bir-iki sayfada bir, okura dikkati ve inadı için küçük tatlı ödüller veren bir alışveriş yoluyla ilerlediğini kavramış ve romanı üçüncü teşebbüsümde bitirebilmiştim. Şimdi enfes bir çeviriden ötürü dördüncü kez okuyorum. Aslında okumam bitti, ama atladığımdan kuşkulandığım yerleri ileri geri, gide gele tekrar tekrar okuyorum. Satır aralarında öyle çok şey atlamışım ki, küçük küçük.

Ama atlanmayacak gibi değil. Çünkü roman bir perdeler, aynalar, ışık oyunları, ses tuzakları labirenti gibi bir aralıksız yanılsamalar dünyası içinde gerçeklere doğru çıkılan harikulade bir keşif yolculuğu. Kuşkulanmadan okumayı göze alırsanız bir edebiyat aliminin bir büyük şiir için şairin ölümünden sonra yaptığı şerhli bir edisyonu okursunuz. Ama dikkat hemen birkaç sayfa sonra okura okuduğu sunuş yazısında bir tuhaflık, bir sinsi tutarsızlık, tekinsizlik olduğu hissini veriyor. Bu konuşan kişi, editör, sanki pek de makbul bir adam değil mi acaba? Var bir sıkıntı.

Hikayeyi baştan itibaren aklımızda bir süre ileriye doğru taşırsak sorular çoğalmaya, netleşmeye, hemen arkasından cevaplar bazen küçük başka sorular şeklinde belirmeye başlıyor. Hikaye içinde hikaye, yalan içinde yalan, yazar içinde anti-kahraman, kurban içinde cani.
İnsan ruhunun ne kudretli bir zavallılığı olduğunu, aklın bir düzen ararken ne kaotik dünyalar yaratabileceğini bu romanı okudukça anlıyorum. Her yeniden okuyuşta yeni bir ışık altında anlıyorum. Ve hepsi, her şey, sırlarla dolu bir uzun şiirin etrafında dönüyor.

“Solgun Ateş” hayatımıza yeni girdi, sadece bir iki hafta önce. Tüketilmesi imkansız bir roman. Kendisi başlıbaşına bir roman türü. Postmodern roman denegelmiş türün ilk akla gelen malum örnekleri “Solgun Ateş”in yanında yeniyetme işi kalıyor. Abartmadığımdan emin olun. “Solgun Ateş”ten daha çok bahsedeceğiz.


KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163