VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Turgut Uyar’ın çocuklarıyız
Gazetevatan Anasayfa
07.11.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Turgut Uyar’ın çocuklarıyız

Turgut Uyar’ın çocuklarıyız

Militarist sloganlara inat Gezi’de, ağaçların hışırtısında yükselmişti başlıktaki cümle. Böylece şiir, fildişi kulelerden bir kez daha sokağa inmiş şairlerin dokunuşları bizlere bir kez daha fısıldamıştı. Ama “Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız” kitabı, sadece bu metafor üzerinden yükselmiyor, bizlere dört evladının anıları ile o güzel şairi anlatıyor.

Turgut Uyar...

Birçok kişi için tarifte güçlük çekilen bağla sarılan, sarmalanan bir şair. Cephanesi dizeler olan askerlerin gönülsüz, apoletsiz kumandanı. Şiirin gençlerin inadıyla, zorlamasıyla yeniden hatırlanır olması, son birkaç senedir Uyar’ın dizeleriyle çok daha sık selamlaşmamızı sağlıyor. Kâh sosyal medyada karşımıza çıkıyor dizeleri, kâh bir gencin özenle ve aceleyle buluşturduğu bir duvardan el sallıyor alayımıza.
Derviş Aydın Akkoç’un yayına hazırladığı “Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız” adlı çalışma sayesinde bazılarımızın ruhunu onaran, bazen daha da acıtan, güven veren, huzursuz eden, kimimize olur olmaz bir yerde kafayı göğe kaldırıp “bizim durağımız da burası olsun be.” dedirten bu özel insanı bir parça daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Kendisini özenle gizlemeye çalışan bir şairin böylesi bir çalışmaya pek de sıcak bakmayacağını tahmin etmek güç değil, Derviş Aydın Akkoç da “Yayına Hazırlayanın Notları” bölümünde bu endişesini açıkça dile getirmiş ve kendisini böyle bir çalışmayı yapmaya iten sebepleri ortaya koymuş. Belirlediği sınırın dışına taşmamaya oldukça dikkat eden Akkoç’un “saygı” hususundaki titizlenmesi çalışmanın tümünde kendisini net bir biçimde gösteriyor. Turgut Uyar’ın çocukları da böyle düşünmüş olmalı ki “iyi niyetli” olarak tanımladıkları bu çabaya içtenlikle destek vermekten kaçınmamışlar.

Yapılan söyleşiler dört farklı evladın gözünden babalarını, onunla olan ilişkilerini, etraflarında bulunanları, ülkenin ve kendilerinin farklı farklı dönemlerini bizlere aktarıyor.
Bu kitapta şair Turgut Uyar’a dair bir takım izlere rastlasak da Semiramis, Şeyda (Dikmen), Tunga ve Turgut Uyar’ın anlattıkları babaları. Ne iyi, ne kötü, ne subay, ne şair, ne genç, ne deneyimli; sadece babaları Turgut Uyar...

KIZIM HİÇ YEMEK YEMEZ DE

“1956’da başladım konservatuvara, Cebeci’deydi okul. Babam götürdü hatta beni. Hiç unutmuyorum, okula girdik, subay kıyafetleri içindeydi babam, koltuğunda da şapkası vardı. Kayıt işleri falan bitmişti ama bir türlü beni bırakıp gidemedi, kıyamadı. Birini arıyordu, yemek saati gelmişti, o ara, operacılardan bir abiye denk geldi ve gayet nazikçe, “kardeşim bakar mısın?” diye seslendi. Abi de yine kibarca “buyurun efendim,” dedi. Babam, biraz buruk bir sesle, “benim kızım hiç yemek yemez de, sana zahmet yemek yerken masasında, başucunda biraz durur musun?” diye sordu. Bu anı aklıma her geldiğinde içim sızlar. Hem ne oldu biliyor musun, işte o abi, tam üç yıl boyunca, neredeyse istisnasız her gün, ben yemek yerken gelip başımda durdu, “yemek yiyor musun bakalım,” diyerek kontrol etti beni.”
(Semiramis Uyar)



BORDRO

İki tane kızız evde, biraz büyükçeyiz artık, mesela ben 13 isem, ablam da 16 yaşında falan. Babam öğle yemeklerinden sonra mutlaka Türk kahvesi içerdi. Yine böyle bir gün, öğle yemeğini bitirmiş, “bana bir kahve yapar mısınız?” diye sormuştu. Ne ben üstüme alındım, ne de ablam. Babam da, “eh ben yapayım bari,” diyerek yerinden hafifçe doğruldu. Biz hiç istifimizi bozmadık. Sonradan anladık tabii yaptığımız şeyi, “utanmadan oturuyorsunuz hâlâ!” diyerek kükredi. Telaşla fırladık yerimizden ve hemen yaptık kahveyi. Bu arada, bulaşık işlerinde çok tepem atardı benim. Ablamla bulaşık günlerimiz vardı: Sabah sen yıkayacaksın, öğlen ben. Evde işbölümü var güya ama ablamınki de hep bana kalıyordu.

Bende isyan belirdi hafiften, fazla bulaşık yıkadığım için suratımı asıyorum, homurdanıyorum, “neden hep ben yıkıyorum?” diye sızlanmaya başladım. Bunun üzerine babam, “bu işler böyle olmuyor. Ben size bir bordro hazırlayacağım,” dedi. Buna göre, ben bulaşıkçıbaşı Şeyda oldum, kardeşim Tunga meydancıbaşı oldu, bakkal işlerini falan görüyordu, ablam da ütücübaşı oldu. Maaşa bağlandık. İş yavaşlattığımız ya da işleri ihmal ettiğimiz zamanlarda vergi kesintilerimiz bile oluyordu. Babam çok adaletli bir insandı. Sadece ev işlerinden ötürü isyan etmiyorduk, yalnız kaldığımız zamanlarda da sesimizi çıkarıyorduk.
(Şeyda Uyar Dikmen)


MODA

Bir ara şöyle bir moda vardı aralarında. Sözgelimi Edip amca, Can amca ve babam oturuyorlar. Ellerindeki bir dosya kâğıdı bir satırlık yer kalacak şekilde katlanırdı. Can amca bir satır yazar ve sonra kimsenin görmeyeceği şekilde kâğıt yeniden katlanır, ardından Edip amca yazar ve aynı şekilde katlanır, babam yazar, bir diğeri yazar; bir bakarsın on beş yirmi satırlık bir yazı yahut bir şiir çıkmış ortaya. Açıp okurduk, çok gülerdik bunlara. Bende bir iki tanesi kalmıştı ama diğer her şey gibi yok oldular.
(Tunga Uyar)

EDİP AMCAYI SEVMİYORUZ!

Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok yakın arkadaşımdır. Anılarını anlattığı bir kitap yazdı. Çok gürültü ederdik Zeynep’le. Ben hatırlamıyorum, kitapta Zeynep anlatıyor: Bir gün Zeynep’le anneme bir çıkış yapmışız, “biz Edip amcayı sevmiyoruz,” diye. İstanbul’da, bizim evdeyiz, Edip amca da var.
Herhalde sesli söylemişiz demek ki, annem de “sessiz olun,” demiş bize. Kafasını şişirmişiz, “biz Edip amcayı sevmiyoruz,” diye. Edip amca, “biraz rahat durun,” falan demiştir; bunun üzerine yapmışızdır bu çıkışı. Edip amcanın çocuklarla arası pek iyi değildi, öyle hatırlıyorum.
(Hayri Turgut Uyar)


Paylaş
YORUMLAR

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Mart 2017 Yıl : 12
Sayı : 157