VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Türkçem benim ses bayrağım
Gazetevatan Anasayfa
14.12.2014
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Türkçem benim ses bayrağım

Türkçem benim ses bayrağım

Türk edebiyatının en önemli izleklerindendir harf devrimi ile bu toprakların büyük bir travma yaşadığı ve geçimişiyle bağının koptuğu tezi. İlk bakışta insanı etkileyen bu düşünce, siyasi zeminde de gündeme geldi.

Önce bir itirafla başlamak isterim; üniversitedeki ilk yıllarım bu düşünceyi savunarak geçti. Bir gün, bir arkadaşımın “Tüm bunları neye dayanarak söylüyorsun, bu konuda bir araştırma var mı, özellikle de Türkiye’nin psikiyatri tarihine ilişkin?” deyince, kala kaldım ve çok utandım. Demek ki, edebiyat kulübünde ya da kantinde bu sözü duymuş, bu tezi savunan birkaç roman okumuş ve bu tezin ardından cengaver olmuştum.

Oysa Osmanlı’da okuma yazma oranı çok düşüktü. Tüm ülkede yüzde 10, Anadolu’da ise yüzde 5! Dahası Türkçe sesli harfler üzerine oluşan bir dildi, bugün Arap harfleri olarak bildiğimiz alfabe ise aksanlar üzerinden yükseliyordu, yani bu alfabenin Türkçeyi karşılaması zordu.
Ayrıca Osmanlıca, öyle kolay öğrenilen bir dil de değildi. Mesela Türkiye’nin kıymetli çevirmenlerinden pek çok arkadaşımın yıllardır Osmanlıca dersi aldığını ve hala mezar taşı okurken zorlandıklarını, “Osmanlıca biliyorum diyemem” dediklerini aktarmak isterim. Ve inanın hiç mütevazı insanlar değildirler!
Çünkü Osmanlı dönemi Türkçesi sadece Türkçe değil Arapça ve Farsça kelimelerden de oluşan bir dil. Bu yüzden Arapça ve Farsça da bilmek gerek. Bazıları buna gerek olmadığını söylüyor ama şunu belirtmekte fayda var. Osmanlıca okuyabilmek için kelimeyi tanımak gerek, bunun için de o kelimeyi bilmek. Anlamını da, yazıldığında nasıl göründüğünü de. Şayet kelimeyi bilmiyorsanız tek tek harfleri çözüp bir tahminde bulunmanız gerek. Yani gerçekten zor ve meşakatli bir iş. Öğrenilmeli mi? Elbette isteyen öğrenir, kim nasıl itiraz edebilir!

Osmanlıca’nın bir diğer zorluğu ise birbirinden farklı yapıları içeriyor olması. Dil en genel tanımıyla iletişim aracıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun dili ise, coğrafyalara, sınıflara ve amaçlara göre farklılık gösteren bir yapılar bütünü. Mesela saray Türkçesi ile Karacaoğlan’ın ya da Yunus Emre’nin dilinin aynı olduğunu kim söyleyebilir? Ya da devletin resmi dilinin? Aynı dil ama sanki değil. Zaten pek çok kaynağın çevrilmesinde yaşanan zorlukların nedeni de Osmanlıca’nın zorluğundan kaynaklanır. Yani aslında geçmişle bağımız Latin Harfleri’ne geçerek değil Osmanlıca’nın zor yapısından ötürü kolay kurulamıyor.
Divan şiirinin öğretilmesi meselesine gelince... Hadi biraz dürüst olalım, Divan Şiiri, bu topraklarda yaşayan her faninin anlayabileceği ve derinliğine inebileceği bir şiir değil. Bu şiir dünyanın en elitist şiir türlerinden biridir ve vakıf olabilmek için önemli bir birikim sahibi olmak gerekir. Ayda bir-iki kitap zor okuyan lise öğrencileri ne kadar anlayabilir ya da keyif alabilir emin değilim. Ama dileğim, Divan şiiri de dahil olmak üzere, tüm diğer dersler ve konuları öğrencilere sevdirerek hatta tutku yaratarak öğretecek bir eğitim sistemini ve müfredatı canı gönülden isterim.

Bu arada bu tartışmalar sırasında savunulan üç iddiaya ise çok şaşırdım. İlki; orijnal metinlerin okunmadan fikir üretilemeyeceği iddiası. Bu söz, çok kıymetli bir bilim olan “Çeviribilimi” yok saymak anlamına gelmiyor mu?
İkincisi; Osmanlıca bilmeyen Türkçe bilemez iddiası. Türkçe geçmişi Orhun Yazıtları’na dayanan çok büyük bir tarihe ve coğrafyaya yayılı bir dil ve onu kendi içindeki bir döneme sığdırarak değerlendirmeyi nasıl yorumlamalı, bilemedim.
Üçüncüsü ise; Osmanlıca bilmediğimiz için kalıcı bir edebiyatımızın olmadığı iddiası. Kimse kusura bakmasın ama Türk edebiyatı dünya edebiyatının en güçlü ve özel renklerinden biridir. Şöyle diyeyim Yaşar Kemal’siz, Orhan Pamuk’suz, A. Hamdi Tanpınar’sız, Yahya Kemal’siz, Oğuz Atay’sız, Nahit Sırrı Örik’siz vd. bir dünya edebiyatı eksik bir dünya edebiyatı olacaktır.

(*) Fazıl Hüsnü Dağlarca

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162