VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Yamyam arkadaşına sarılıp uyuyan önyargısız birey
Gazetevatan Anasayfa
15.06.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yamyam arkadaşına sarılıp uyuyan önyargısız birey

Yamyam arkadaşına sarılıp uyuyan önyargısız birey

“Moby-Dick”in Ishmael’i, benim gözümde, duyguları, tercihleriyle, yargılarıyla dikkat çekici, hatta örnek bir birey olarak yaşar.

Bana deli deyin. Bana depresif deyin. Bana romantik deyin. İnsanları çabuk sevmeye, bazılarına çok çabuk hayran olmaya, herkesle uzlaşmaya, herkesin farklılığını kabul etmeye hazır olduğum için bana ezik deyin. Hayatta kalmayı bildiğim için bana korkak deyin. Geri dönmeyi bildiğim için bana kurnaz deyin. Gördüklerimi anlattığım için bana yazar deyin. Bana Ishmael deyin.

İlk yazarlık hayallerim çok sevdiğim ama bir şekilde tatmin olmadan bitirdiğim birkaç romanı bir yerinden girip yeniden yazmaktı. Romanları düzeltmek istediğimden değil, ama orada yazarın kendisinin çok merak etmediği ve hikâyesini, daha büyük hikâyeye kurban ettiği bir roman kişisine kafayı takar, kendi kendime onun anlatılmamış hikâyesini hayal ederdim. Bir yazarın bazen en sadık okurunu bile en az bir noktada tatminsiz bırakabileceği, daha yazar olabileceğime inanmadan çok önce bir kişisel duygu ve bir mesleki tespit olarak içime yerleşmişti. Sonradan benim de başıma geldi, ayrı konu. O yıllarımdan beri en çok “Moby-Dick”e kafam takılmıştır. En çok Ishmael’in hikâyesine. Ishmael olanları anlatmak için sağ kaldığı ve bize dünyanın en büyük hikâyesini anlattığı hâlde.

O İLK CÜMLE İÇİN NELER VERMEZDİM?

Yanlış anlaşılmasın, “Moby-Dick”ten bir şikâyetim yok. “Moby-Dick” benim için romanların şahıdır. Sırf giriş cümlesini “Call me Ishmael / Bana Ishmael deyin” yazabilmiş olmak için bile çok şey verirdim. “Moby-Dick” benim için klasiklerin en klasiğidir. Vaktiyle Cem Yayınevi’nden çıkmış ilk nüsham bugün lime lime olmuş, obsesif okur-roman ilişkisinin bütün travmasını üstünde taşıyarak, bana geçmiş zamanın boşuna harcanmamış olduğunu hatırlatarak kütüphanemde duruyor. Böyle bir ilişki kurabildiğim sadece bir iki roman daha var. Hal böyle iken, “Moby-Dick”i revize etmek, ona alçakgönüllü bir katkıda bulunmak ya da ona bir ikinci cilt yazmak hayalim birçok okura sıkıcı gelen o balina ve balinacılık bölümleri ya da romanda bulunan başka şeyler yüzünden değil, aksine, romanda anlatılmayan şeyler yüzünden. Şimdi, bana kızabilirsiniz, Eh, bu romanda anlatılmamış ne kalmış kardeşim, insaf yani, ne kalmış olabilir, sekiz yüz sayfa, daha ne, diyebilirsiniz. Şu: Ishmael’in kendisinin hikâyesi. Roman onun hikâyesi olarak başlıyor ama denize açıldıktan sonra, anlatıcı hâlâ o olduğu halde Ishmael’i farketmez oluyoruz. Bir yazarın kendini önemsemekten vazgeçip, kendisi olmayı unutup, bütün varlığını dış hayatın gözlemlerine odaklaması bugünkü bakış açımla bana elbette büyüleyici bir yazı tekniği olarak görünüyor. Ishmael romanın kendisi oluyor.

Ve aynı süreçte bireyliği yokolmuş oluyor. O Ishmael ki romana kendi iç sıkıntısını anlatarak başlıyor. Burada tanık olduğum bensizleşme, kendinden kurtuluş, kendini (iç sıkıntını da bütün iç dünyanı da kibrini de) unutuş, büyük bir mücadelenin, sürecin parçası, gözlemcisi, kayıtçısı ve anlatıcısı oluş yetişkinlik yıllarımdan beri hep aklımı zorlar. Ishmael’in bu değişiminde modern zamanın mızmız depresif bireyinin ya da aceleci kolaycı hesapçı yazarının karşısına konmuş özgür şeffaf birey ya da gerçek büyük yazar olma sürecinin baş döndürücü bir örneğini görürüm.

TEK SAĞ KALAN

İşte takıntım tam burada. Bu nasıl oldu, bunun bize balina avcılığı ve deniz hayatı kadar ayrıntılı anlatılmasını isterdim. Tabii, şimdi biliyorum, bunu bize Melville (ya da Ishmael’in kendisi) anlatamazdı çünkü o zaman bu süreç homojen bir şekilde yaşanmamış ve yaşanmıyor olurdu. Yakın zamanın yaygın oyuncaklı teknikleriyle yeniden yazılmış olsa buradan çok rahat bir postmodern roman çıkardı ve beş on senede unutulur giderdi. Ergenlik yıllarımda şimdi anlatmaya çalıştığım ve iyi anlatabildiğimden emin olmadığım bu duyguyu kavrayamıyor, romanın içinde kaybettiğim Ishmael’i bulma çabası içinde kendi kendime maceralar uyduruyor, romandaki belli durumlar için ona belli tepkiler yakıştırıyor, bir hayaleti somutlaştırmaya çalışıyordum. Biraz bir Gulliverlık olsun istiyordum o macerada, o kahramanda. Böyle başladı.

Zaman içinde benim Ishmael’e hayran oluşumun onun Ahab’a hayran oluşuna benzediğini farkettim: Bu kendisinin kahraman olmaktan vazgeçişinin, yerine bir başkasını koyuşunun kesinleştiği andır ve ondan sonra kahramanlar iyice çoğalır, balinanın kendisi en üst kahraman olur gemiyi, Pequod’u, bir bildiği, bir planı varmış gibi, nihai karşılaşma için yeri ve zamanı kendisi seçermiş gibi, açık denizlerin daha daha içlerine peşisıra çekerken.
Gulliver gibi derken, Ishmael’in değişmiş halini görmek isterdim, demek istiyorum. Öyle bir yaşantı insanı değiştirecek bir yaşantıdır yaşamayı, hatırlamayı ve yazmayı bırakın, okumak bile insanı değiştirebilir. Hele son, tek sağ kalan olmak! Ne lanetli bir şans! Ne harikulade bir trajedi!
Ishmael benim gözümde, kendini anlattığı uzun sayfalar boyunca kişisel macerası, duyguları, tercihleriyle, yargılarıyla dikkat çekici, hatta örnek bir birey olarak yaşamaya başlıyor (hem de alışmış filan değilim, romanı her okuyuşumda aynı şey oluyor). Ishmael’in en büyük özelliği ‘açık’ bir birey oluşudur: Hem kalbi hem kafası açıktır: Rahatlıkla diyebilirim ki modern dünyanın ilk büyük liberal kahramanıdır. Protestan terbiyesinin önyargılarıyla dolu olduğu halde o erkek arkadaşlığının karşısına çıkan yeni ve ‘tuhaf’ aşamasını önce biraz paniğe kapılsa da asıl saflığı içinde görüp kabul edebilecek, kolunu yamyam arkadaşı Queequeq’in boynuna dolayıp onunla koyun koyuna uyuyabilecek kadar açıktır. Ya da türlü dinlere mensup insanların inanışlarını, ibadetlerini saygıyla ve kolayca kabul edebilecek, kimsenin medeniliğini sorgulamayacak, kimseyi ırkından ötürü hor görmeyecek kadar açıktır. Önyargılar, Ishmael için, sadece ilk fırsat çıktığında sıyırıp atmak için vardır. Akıl; Ishmael için, imkansız ayrıntıları görmek, merak etmek, dünya kütüphaneleri ölçeğinde arayıp bulup öğrenmek için vardır.

Bilmiyorum, belki romanda soluklaşmaya başladığı yerlere kadar Ishmael bize kendini yeterince anlattığına inandığı için oralarda kendini bıraktı. Belki bir bireyin daha fazla birşey olmasına ihtiyaç duymuyordu ya da daha fazlasını kibir olarak görüyordu: dünyanın duygusal zenginliğini kabul etmek, aklın yaratıcı olanaklarına kendini adamak ve doğanın görkemine saygı duymak.

İhtimal, biz önyargılarımızdan vazgeçemediğimiz için başka sonlar, yeni maceralar arayıp duruyoruz.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163