VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Yavrum, sen evciliğini oyna paşa paşa!
Gazetevatan Anasayfa
23.07.2012
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yavrum, sen evciliğini oyna paşa paşa!

Yavrum, sen evciliğini oyna paşa paşa!

Zor konuları yazmak... Mesela: Savaşı anlatmak! İşte, edebiyat eserini eline alan eğitimciler burada seslerini yükseltiyor...

Okuma sabrı rica ediyorum. Bu satırlar sıradan bir “çocuk kitabından” alıntı sayılabilir.

Kız: “Anneciğim, doğum günü partim harikaydı, çok teşekkür ederim.”

Anne: “Canım kızım benim, fikir babandan çıkmıştı, ona teşekkür etmelisin.”

Baba: “Bir tanem İpek kızıma her şeyin en güzeli layık.”

Kız: “Canım babam benim, pembe bisikleti aldığına inanamıyorum.”

Anne: “Hadi sofraya, en sevdiğiniz yemekleri yaptım, soğumasın.”

Bu bayıcı yapaylıktaki konuşmayı okumak bile insanı sıkıntıdan patlatıyor, pembe dizi kıvamında bir kitapla karşı karşıya olduğunuzu şıp diye anlıyorsunuz. Böyle bir kitabın çocuk okurun ilgisinden anında yallah edileceğinden kuşku duyulmaz, eminim. Gerçi, bu minval diyaloglarla ördükleri “yazılarını” yayınevlerine yağdıranlar, üstüne bir de bunları yayımlayan yayınevleri de var, ancak bunlar ne edebiyattır ne de çocuk edebiyatıdır kuşkusuz.

Cinsiyet rollerinin altını sertçe çizen, ana baba ilişkilerini toz pembe sunan, canım cicimli hayatlarla, her daim iyilik, iyicillikle yapış yapış, dibine kadar kara bir kötü karakterin çiğ sahtekârlığı... Ben yazarken daralıyorum da, çocuklar bu tür kitapları neden okumak istesin? Çocuk okuru bunca küçümsemek neden? Ana babası ayrı onca çocuk bu kitabı okuduğunda ne düşünür, ana baba sıcaklığını hiç yaşayamamış, ebeveynlerini mesela depremde- yitirmiş onca çocuk bu ülkede ne hisseder, bırakın partiyi, doğum günü hatırlanmayan onca çocuk ne eder, hiç bisikleti olamamış onca çocuk! İnsaf etsinler, yazma hevesiyle klavyeye sarılanlar, “alt tarafı çocuk kitabı” diyen yayıncılar!

Epeydir yazmak istiyordum, çocuk kitabında “börtü böcek edebiyatı”, iyilikten Pollyanna’ya bile saç yolduracak karakterler, can sıkıntısından öldürecek çocuklarımızı diye. Geçenlerde Cumhuriyet Kitap ekinde (14 haziran 2012), bir eğitimcinin, okuduğu şiir kitabı karşısındaki “hayal kırıklığı”na rastlayınca, zaman bu zaman dedim. Söz konusu olan, şair Arife Kalender’in Kuşlar Geçiyor (Bence Kitap) adlı çocuk şiirleri kitabıydı. Mehmet Özçataloğlu, elbette eğitimci gözlüğünü takarak okumuş kitabı, sevdikleri de olmuş, eleştirdikleri de. “Düşünüyorum da / haklıysak gerekiyor / kavga da bazen” demiş ya Kalender “Teneffüs Kavgaları” adlı şiirinde, iyi dememiş ona göre. “Şartlar neyi gerektirirse gerektirsin, içinde yaşadığımız, yeterince kötülükle, savaşla dolu bu dünyada çocuklara kavga gerekli denemez,” diye isyan ediyor Mehmet Bey. Desenleri olmayan ve okur yaşı 6-15 diye herhalde yanlışlıkla belirtmiş olan bu kitabın “çocuk gerçekliğine uygun olmadığını”, ilköğretim birinci kademe ile ikinci kademeye aynı kitapla seslenilemeyeceğini de vurgulamış.Eğitimcilerimizin sesi kulaklarımıza küpe. Onların bilgisi, deneyimi çocuk kitaplarında pek güzel yol gösterici... Ne ki, ayrı bir özgünlük alanı olarak kendi başına dik duran çocuk ve gençlik edebiyatı, bambaşka dinamikler barındıran ve genel geçer formülleri olmayan bir yaratı alanı. Yaratıcı yazarın okuruna sunduğu gizlerle örülmüş bir düşler evreni. Hangi yaşta olursak olalım okuyabileceğimiz kitaplardan söz ediyorum. “Annecim, babacım”la derdi olmayan kitaplardan; yaşamın büyüsünü kederle, sevinçle ama mutlaka kendine has bir özgünlükle ifade etmek / yeniden yorumlamak / sergilemek / sorgulamak derdindeki kitaplardan. Peki, çocuklara ne yazmalı börtü böcek yazmayacaksak! Kılıçtan keskin bir alandır bu, kolayı yoktur, doğrusu yoktur; yaratıcı yazarın kendi arayışları, kendi keşifleri vardır. Zor konuları yazmak deniyor, en zoru nedir mesela: Savaşı anlatmak! İşte, edebiyat eserini eline alan eğitimciler burada seslerini yükseltiyor:

“Bazen kavga gerekir”i kabul etmiyor. Gerçi onlar, ana baba boşanmasını da kabul etmiyor. Çocuğun küfretmesini, arkadaşıyla haytalık etmesini, dövüşmesini de. Ergen yaşta çocukların hormonlarının çalışmaya başlamasını, karşı cinse ilginin artmasını, hatta öpüşmeyi de. Öte yandan, cesetlerden söz ediliyor diye polisiye okunmasını, hayaller âlemine sürüklüyor diye fantastiği, bilimkurguyu da onaylamıyorlar.

Ne ki Andersen ödüllü İngiliz yazar David Almond’un bunlara kulak astığı olmamış hiç, eğitimciyi mutlu etmek değil derdi, okurun yüreğine ulaşmak. “Alevler Arasında” (The Fire Eaters) adlı kitabında, Londra’nın epey kuzeyinde, küçük bir sahil kasabasında, patlaması beklenen üçüncü dünya savaşının korkusuyla altüst olan yaşamları, bir önceki savaşın onulmaz yaralarının yüreklere kazıdığı derin korkunun dehşeti içindeki aileleri yazmış Almond. Savaşın dolaylı biçimde anlatıldığı bir köy ve okul ortamı. Hele ki okul: Katolik bağnazlığın kalesi. David Almond okurunu kendine bağımlı kılan bir yazar. Hep “zor” konularda yazıyor taşradaki evinde. “Dünya Büyülü Bir Yer” (Kit’s Wilderness) adlı unutulmaz romanı da büyüler okuyanı adeta. Ölüm oyunu oynatan “kötü” çocuğu yazmıştır desem, çok sığ olacak; onca karakter ve yaşam örgüsü içinde, sevgili bir dedenin vedası da, terk edilmiş maden ocağında yitip gitmiş çocuk işçilerin hüzünlü anısı da, tarihöncesinde ailesini arayan bir “ilkel” çocuğun doğa üstü çabası da ayrı ayrı sarsar okuru hepsi harmanlanmıştır tek bir romanın bünyesinde.

ÖTEKİNİ FARK ETMEK

Almond hayranı bir yazar son günlerde “Civan” (Everest) kitabıyla da adından söz ettiren Müge İplikçi. O da taş atan çocuklara bakmıştı bir kitabında: “Yalancı Şahit.” Taş atma hengâmesinde tutuklanıp demir parmaklıklar ardına konan çocukların dramını edebi bir eserde kurguladı, büyülü gerçekçi denecek bir üslupla anlattı. Okur çocuklardan bazıları, kitaptaki çocukların taş attıkları için suçlu olduğunu söyledi, ama kitabı okudular, düşündüler, yazara sorular sordular, dudak büktüler, ama illa ki zihinlerinde düşünceler uçuştu yaşamı daha yaşanılır kılabilecek düşünceler: Gerçekmiş gibi gösterilenlerin ardına bakmanın, kendine benzemeyenin de yaşam hakkı olduğunu fark etmenin eşiği belki. Hafife alınacak gibi değil; çocuk edebiyatı yaratıcılık gerektiren, ustalık gerektiren, çok boyutlu, ciddi bir iş. “Edebiyat” dememiz yeterince ele veriyor zaten.

Paylaş
YORUMLAR

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam