VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Yeni bir keşfin hazzı
Gazetevatan Anasayfa
14.08.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yeni bir keşfin hazzı

Yeni bir keşfin hazzı

İngiliz yazar Alison Moore’un kaleme aldığı “Işık Evi” eşinden yeni boşanan bir adamın hayatını ve ilişkilerini sorgulamak üzere çıktığı seyahatin hikayesini konu alıyor. Kitap, “gençlik eşittir güzellik ve başarı” söyleminin üzerimizde yarattığı baskıyı irdeliyor.



Alison Moore’un Kırmızı Kedi’den çıkan “Işık Evi”ni (The Lighthoue)boğucu gündemin, savaş seslerinin, tatsız belirsizliklerin, siyasi çekişmelerin yol açtığı lüzumsuz ölümlerin ve açıkçası pek de iç açıcı haberlerin olmadığı bu günlerde okudum. Öncelikle bir kez daha edebiyatın ve sanatın insan varlığının ve ruhunun sağaltıcı ve onarıcı yanlarını tekrar anlamama yol açtığı için “iyi ki bu kitabı okumuşum” dedim. Çok mu mutluluk, umut, sevinç öneriyor kitap;hayır. Toplumsal, tarihsel, politik önermelerle mi süslü;hayır.

Işık Evi sadece insanın varoluşsal derdine odaklanmış ve onun acılarını, hüzünlerini, aşklarını, beklentilerini,bu yaşlı dünyada küçücük de olsa mutlu olabileceği yerini aramaya çalışan insanı anlatmaya odaklanmış. Aslında edebiyatın yalın işlevi de bu değil mi zaten? Her yeni kitap, her yeni yazar bize yeni kapılar açmaya, yeni duygular keşfetmeye, ya da zaten bildiğimiz insan hallerinin daha da derin ve başka hallerini keşfetmeye yaptığımız yolculuk değil mi biraz da? İşte “Işık Evi” ve onun yazarı Alison Moore bize bu yeni bir yazar ve metin keşfetme olanağı sağlıyor öncelikle. Temiz, dolambaçsız, taze ve diri diliyle okuyucusunu sarıp sarmalayıp okuma zevkinin lezzetini sunuyor. O yüzden bu kitabı çevirip yayınlayan yayınevine ve bu gibi dünya edebiyatı örneklerini yayınlayan diğer yayınevlerine şükran borcumuz var. Elleri dert görmesin.

İLETİŞİMSİZLİK SORUNU

Sonrasında birleşecek iki paralel öykü üzerinden kurulmuş roman oldukça sık ve zaman zaman sayıklama düzeyindeki geri dönüşlerle (flash back’lerle) bir çeşit kaybetmiş insanların yaşamlarını anlatıyor. Daha önce pek de duymadığımız ve yazarın deyimiyle “bir güvenin kanatlarındaki tozu andıran” ismiyle Futh İngiltere’den kalkıp Almaya’nın Utrecht bölgesine bir yolculuğa çıkıyor. Mutsuz bir ailenin başarısız bir evlilik yapmış olan oğlu olan Futh, dedelerinin kökü olan Almanya’nın ormanlık ve kırlık bölgelerinde bir haftalık bir trekking mazcerasına çıkıyor. Her gün değişik küçük bir otelde konaklayan Futh tüm gününü ilk defa ayak bastığı coğrafyanın topraklarında ayakları patlarcasına dolaşıyor ve bu hicreti sırasında geçmişin muhasebesini yapıyor. Araba kullanmayı bile kırk yaşında öğrenmiş kahramanımız oldukça sıradan, çarpıcı pek de bir özelliği olmayan, tek takıntısı çocukluğundan beri annesinin menekşe kokulu parfümünden başlayarak kokulara kafayı takmış bir karakter. Çağdaş Batı toplumlarının en belirgin hastalığı olan iletişimsizlik, sevgisizlik ve yalnızlık üçgeninden çıkamamış Futh’un dışındaki tüm karakterler oldukça gerçekçi ve yalın bir anlatımla aynı dertten muzdarip görünüyorlar.

Paralel akan diğer hikaye ise Conrad adlı bir gençle evlenmek üzereyken, delikanlının evinde ailesiyle tanışma gününde Conrad’ın büyük abisi Bernard’ı görüp ona aşık olup rotayı değiştiren Ester’in macerası. Bu riskli manevrayla gönlünün sesini dinleyip Bernard’la evlenen Ester kocasıyla Utrecht yakınlarında on odalı küçük bir otel işletirler. Ancak onun ki de tam bir hayal kırıklığıdır. Kötü giden bir evlilik, rutin bir hayat ve yaşlanmaya, gözden düşmeye başlayan güzel bir kadın. Ester belki paralel akan öyküdeki Futh gibi kendini doğaya vurmaz ama onu yaşamaya bağlayan (ya da sadece bu yanılsamayla kendini cezalandıran) ise ona kötü davranan kocasını otel müşterileriyle aldatmaktır.

GERGİN AMA DİRİ ANLATIM

Belki benim özet geçtiğim haliyle bir entrikalar romanı ile karşı karşıya olduğunuzu sanabilirsiniz. Ama asla öyle değil. Alison Moore herkesin başına gelebilecek bu ufak tefek trajedileri sadece fonuna almış, temel olarak kahramanlarının iç dünyalarına odaklanmış. Onları yargılamadan, meseleye sadece insan olarak bakabilme titizliği göstermiş, ancak bunu da her an okuyucusunu gergin ve diri tutan bir anlatımla başarmış.

İşte bu yüzden “Işık Evi” son derece rahat ve keyifle okunabilecek bir kitap. Ayrıca şunu da belirtmeden geçmeyelim: Genelde yazarlar birinci tekil ağzından yazdıklarında kendi cinslerini tercih ederler. Erkekler erkek kahraman ağzından, kadınlar ise kadın kahramanlar ağzından anlatırlar öyküleri.

Tabi ki bolca istisna mevcut. Ancak Alison Moore baş karakteri orta yaşlı Futh’un ağzından o kadar başarılı anlatıyor ki, zaman zaman acaba yanılıyor muyum, roman yazarı bir erkek mi diyerek yazar ismine baktığımı itiraf etmeliyim.
Kitabın bendeki bir etkisi de modern hayatın bize dayattığı gençlik eşittir güzellik ve başarı, yaşlılık eşittir çirkinlik ve kaybetmek söyleminin çağımız insanının üzerindeki baskısını tekrar düşünmek oldu. Tüketim dünyasının her daim fit, güzel, seksi, genç görünmek üzere bina ettiği mutluluk-mutsuzluk tarifi aslında günümüz düşün insanlarının kitaplar dolusu yazabilecekleri, araştırabilecekleri bir konu. Ancak yazar kitapta çok üzerine basmasa da kahramanlarının kaybetmelerini biraz da bu sonuca yaslıyor. Ester’in yaşlanmasıve kocasının ondan uzaklaşması, Futh’un karısının onu daha yakışıklı, atletik, becerikli (araba kullanmaya çocukken başlamış) Kenny ile aldatmasının alt metninde hep bu argümana çarpıyorsunuz. Zaten zorlaşan ekonomisi, bozulan doğası, bitmeyen medeniyetler çatışması ve adaletsizliklerle dolu bir dünyanın ağırlığında yaşamak zorken bir de sistemin sadece insan olarak yaşamanız yetmez süper insan olmanız gerek dayatmasına maruz kalıyorsunuz.

“Işık Evi” işte insan olabilme, var olabilme hallerine bir de bu pencereden de bakıyor.
Kısacası ben “Işık Evi” ile yeni bir yazar ve taze bir dil keşfetmenin hazzını yaşadım. Şimdi diğer kitabının da çevirisini bekliyorum. Siz de biraz bu kara gündemden uzaklaşmak, biraz ruhunuzu sağaltmak istiyorsanız edebiyata sarılın ve “Işık Evi”ni okuyun derim.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161