VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com Vatan Kitap | Yokluğuyla sevilen erkekler
Gazetevatan Anasayfa
14.09.2015
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Yokluğuyla sevilen erkekler

Yokluğuyla sevilen erkekler

“Tehlikeli Sevişmeler”de Nedim Gürsel, erotik öyküler çerçevesinde kadın-erkek ilişkisini anlatıyor. Kimi çok uzaklarda, kimi bu dünyada bile olmayan kadınlarla yaşanan aşklar, cinsellik ve sohbetlere dünyanın dört bir yanından kentler eşlik ediyor. Öykülerin kahramanları ise hep giden ama dönen, yokluğuyla sevilen erkekler.

Edebiyatın hemen her dalında eserlere imza atan Nedim Gürsel’in son öykü kitabı “Tehlikeli Sevişmeler”, 2012-2015 yılları arasında kaleme alınmış 20 öyküden oluşuyor. Öykülerin kahramanları birbirine benziyor; orta yaşlarını geride bırakmış, ve “düşüp kalktığı, hiçbir zaman tutamadığı, tutunamadığı kadınlar”ı hatırlayan erkekler. Kimi zaman yıllar önce ölmüş bir sevgiliyi anlatıyor yazar, kimi zaman dönmeyeceğini bile bile hep onu beklemiş eski bir eşi.

Öykülere Roma’daki Trevi Çeşmesi eşlik ediyor bazen, bazen de Amsterdam’da küçük bir pansiyon. Boğaz’da rakı da içiyor kahraman, Berlin’de şarap da. Zaten söylenmiş sözleri birbirlerine tekrar etmemek için sevgililer, Nazım Hikmet’in dizeleriyle, Zeki Müren’in şarkılarıyla düşünüyorlar karşılıklı. Fransa’nın kırsalına çıkılan bir yolculuk da, Tarlabaşı’nın arka sokaklarında kelle koltukta “sevgili” arayışı da aynı merakı uyandırıyor okurda. Nihayetinde tüm öyküler, “bir zamanlar dünya hazdan ve temaşadan ibaret birşenlik, rengârenk bir karnavaldı.

Oysa şimdi aynı heyecanıvermiyordu yolculuk” diyen bir yazarın kaleminden çıkmış. Her sevgiliden giden ve “hepgiden” olan; her sevgiliye dönen ve belki de “hepdönen” olan kahramanlarla birlikte, ilişkilerin en mahrem anlarına da arda kalan yalnızlığa da tanık oluyoruz öyküler boyunca.

“Bir Avuç Dünya”, “Güneşte Ölüm” gibi gezi kitaplarına imza atan Nedim Gürsel, bu öykülerinde gezdiği dolaştığı, yaşadığı kentleri es geçmese de onları yaşadıklarını anımsamaya çalışır gibi yazılarının arka planına yerleştirmiş. Öyküler çoğu kez birkaç saatlik buluşmaların anıları gibi; eski günleri yad etmek üzere sohbetler ya da kahramanın kızıyla olan karşılaşmasında olduğu gibi hasret giderme - hesap sorma yemekleri. Yine de okur, birkaç öyküden sonra yaşanan ilişkinin evveliyatını ya da geleceğini çözmekte zorlanmıyor; çünkü dedik ya kahramanlar “hepgiden” ve “hepdönen” erkekler.
Nedim Gürsel’in bu kitabında iki öykü, diğerleri arasından sıyrılıp öne çıkıyor. Biri, “Cennette Bir Mevsim”, diğeri de “Hasankeyf’in Taşları”.

İlk öyküde kahraman, gazetesinden koparttığı izinle İŞİD’in ileri gelenlerinden bir Şeyh ile röportaj yapmak üzere Suriye’ye gidiyor. Ancak değil söyleşmek, iki kelam edemeden ortalık savaş alanına dönüyor ve gazeteci, şeyh ve şeyhin adamlarıyla birlikte öte dünyaya göç ediyor. Öykü bu ya, hep beraber gözlerini cennette açıyorlar. Öykünün bundan sonrasını elbette anlatmayacağım ancak, bazı çevreler tarafından sert dille eleştirileceğine kesin gözüyle bakabilirsiniz.

“Tehlikeli Sevişmeler”de başka dillerde, başka ülkelerde yaşanan aşklar var hep. “Hasankeyf’in Taşları”nda ise aynı ülkenin topraklarında başka dille, başka kültürlerle yaşamış iki insanın, bir Türk akademisyenle Kürt öğrencisinin birkaç saatlik aşkı var…
Yazarın öykü kahramanlarından birine, hem de en delisine söylettiği gibi, gibi “mutlu aşk yoktur”; ya en azından bu öykülerde yok!
“Aşk aslında cinselliktir” diyor Nedim Gürsel Remzi Kitap Gazetesi’ne verdiği röportajında ve devam ediyor: “Cinselliğin özünde ise bir ölüm dürtüsü bulunur. Eros ve Thanatos bir arada tasvir edilmiştir.

Eros oklarıyla vurur insanı ve insanın canını acıtır.

Thanatos da oradadır ve oklara hedef olan âşığı sonunda Hades’e, cehenneme götürecektir. Aşkın özünde bir yıkım vardır. Bu ya öz yıkıma dönüşür ya da karşıdaki bireye yönelir. Öykülerimde cinselliğin temelindeki bu ölüm dürtüsünü de işlemek istedim.” Nihayetinde mutsuz aşkların, sevişmelerin öykülerini yazmış Nedim Gürsel. Öykülerdeki kahramanlar eski aşklarıyla bir bir buluşup, bir anlamda hesaplaşırken hikâyelerinin tam ortasına yalnızlık ve umutsuz bekleyişin ağırlığı çöküyor.

KİTAPTAN

Günbatımında yine aynı tatil köyünde, aynı masadaydılar. Yıllar sonra, karşı karşıya. Konuşmuyorlardı. İçmiyorlardı da. Kadehleri doluydu, bellekleri gibi. Oysaunutulması gereken ne çok şey vardı hayatlarında.Ama bellek unutmaz, kimi kez bazı anılar silinse de. Anlar hep kalır. Göz göze gelmekten kaçındıkları şu an gibi. Denize alçalan güneş, masanın beyaz örtüsü gibi.“Çoğu gitti, azı kaldı” diye düşünüyordu adam, “hayat önümde değil artık.” Kadınsa onu beklemekle geçen yıllarına yanıyordu. “Beni anlamadın ya / Ben ona yanıyorum.”
Bir zamanlar dilinden düşmeyen bu şarkının çılgın ritmiyle diskoteklerde dolaşır, bir gecelik sevişmelerin sabahında şimdi karşısında susan adamı özlerdi. Onunla başkaydı. Ama uzaktaydı işte. Belki de, uzakta olduğu için başkaydı. Evet, öyleydi kuşkusuz. Aynı yastığa baş koyup birlikte uyanmaların, alışkanlıkların, kötü kokularla kavgaların aşkı öldürmediğini kim önesürebilirdi? Özlemekti aşk. Her an, her gün daha çok özleyip kahrolmak. Mum gibi erimek içten içe. Pervane nasıl ışığa yaklaşır, kanatlarını yakarsa öylesine tutuşmak. Bir gövdenin bıraktığı boşlukta yaşamak; her an,her gün daha derinde.

Paylaş
YORUMLAR

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163