VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Avrupa’yı katleden 11 sır suikast
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Avrupa’yı katleden 11 sır suikast

Yazdığı 16 kitap 6 dile çevrilen Amerikalı tarihçi Howard M. Sachar, Avrupa’yı İkinci Dünya Savaşı tarejedisine götüren 11 siyasi cinayeti irdelediği “Avrupa’nın Katli” kitabıyla savaşa farklı bir tarih penceresinden bakıyor.



Medeniyetin beşiği Avrupa, bugünlere çok kanlı savaşlardan geçerek geldi. Avrupa’ya şeklini veren son kanlı dönemeç ise İkinci Dünya Savaşı’ydı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Avrupa’nın Katli 1918-1942 Siyasi Bir Tarih” kitabında tarihçi Howard M. Sachar, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da bir sonraki büyük savaşa giden yolda işlenen suikastlara nitelikli bir bakış sunuyor. Avrupa’ya milyonların ölümünden sorumlu tutulan Hitler ve Stalin gibi isimlerin hakim olmasına kapı aralayan 11 suikast, yazar tarafından tarihsel pencerede irdeleniyor. Harvard Üniversitesi eğitimli ve halen 89 yaşında olan ABD’li Yahudi yazar, kitapta Almanya’da Hitler rejimine giden yolun tüm kaldırım taşlarını birer birer ortaya koymanın yanısıra Yahudiler’in yaşadığı zulme de geniş yer ayırıyor.

Hümanizmin ölümü
Rosa Luxemburg, Kurt Eisner, Matthias Erzberger ve Walther Rathenau gibi tarihe kazınan isimlerin ölümlerinin arkasındaki sır perdesini aralamaya çalışan yazar bu bağlamda Avrupa’nın siyasi ve ahlaki çöküşüne de ışık tutuyor. Bunu yaparken tarihçi kimliğini de zevkle okunacak neden-sonuç analizleriyle konuşturmayı ihmal etmiyor. İkinci Dünya Savaşı ile Avrupa’ya veda eden hümanist geleneğin sona ermesinde her biri birer mihenk taşı olan bu ölümler, yazara göre Avrupa’nın trajedisini yansıtması açısından en dramatik örnekler...

Eserleri tarih çevrelernde referans kitap olarak kabul edilen Sachar, Birinci Dünya Savaşı sonrasında düşülen yanılgıyı ve suikastların gerekçesini kitabında şu sözlerle ifade ediyor: “Ne var ki Eski Dünya başarısızlığa uğradı, zira geçmişte ‘uyum’ içinde yaşayan Avrupa ailesi fikri masaldan başka bir şey değildi. Son savaşa yol açan öfke dolu düşmanlıklar - Almanların Slavlara, Roma Katoliklerinin Doğu Ortodokslarına, Yahudi olmayanların Yahudilere, yoksulların zenginlere, fatihlerin fethedilenlere karşı düşmanlığı - 1918’deki ateşkeslerin öncesinde olduğu gibi sonrasında da, ne incir çekirdeğini dolduracak şeylerdi ne de yatıştırılmaları mümkündü. Kötülükler var olmaya devam etti ve giderek de büyüdü. Eğer savaş sonrası barış konferanslarının hemen ardından ortalığı kasıp kavurma fırsatı bulamadılarsa ‘hesap görme’ ve intikam almanın aynı derecede etkili başka yolları da vardı.”

‘Gurur kuleleri’
Yazara göre Avrupa’nın siyasi ve ahlaki lideri olduğunu savunan kişilerin kendi kafalarında yarattıkları “gurur kuleleri”de siyasi cinayetler ya da intiharla noktalanan trajediler ile ölümcül darbeler yiyerek yıkıldı. Sadece bir süreliğine geri planda kalmış olan düşmanlıkların yeniden ortaya çıkmasıyla ölümü siyasi silah olarak kullanmaya niyetlenen hükümetler veya belirli siyasi ideolojileri savunan gruplar, “düşmanlarını” bertaraf edebilmek için hep aynı yolu seçtiler: Ölüm.

Trajedinin son halkası Zweig
Can veren kişilerin çok göz önünde isimler olması da gerekmiyordu. Bu kanlı dönemde gerçekleşen suikastların hedefinde krallar, üst düzey komutanlar, parti genel başkanları, işadamları, gazeteciler ve edebiyatçıların yanısıra akademisyenler, sıradan kişiler, kurbanların eşleri ve çocukları da vardı. Nitekim yazar Avrupa edebiyatının simge isimlerinden Stefan Zweig’ın Nazi zulmüne dayanamayıp Viyana’da eşi Lotte ile birlikte 1942’de hayatına son vermesini de kitabın son bölümünde kıtanın yaşadığı kanlı trajedilerin bir parçası olarak irdeliyor. Zweig’ın intiharından önce en çok okuduğu yazarlardan birisi olan Montaigne’in ‘En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir’ sözlerinden ilham alarak hayat arkadaşıyla birlikte seçtiği ölümün de kitaba adını veren Avrupa’nın Katli’nin en çarpıcı örneklerinden biri olduğu aşikar.

Trajedinin son halkası Zweig
Can veren kişilerin çok göz önünde isimler olması da gerekmiyordu. Bu kanlı dönemde gerçekleşen suikastların hedefinde krallar, üst düzey komutanlar, parti genel başkanları, işadamları, gazeteciler ve edebiyatçıların yanısıra akademisyenler, sıradan kişiler, kurbanların eşleri ve çocukları da vardı. Nitekim yazar Avrupa edebiyatının simge isimlerinden Stefan Zweig’ın Nazi zulmüne dayanamayıp Viyana’da eşi Lotte ile birlikte 1942’de hayatına son vermesini de kitabın son bölümünde kıtanın yaşadığı kanlı trajedilerin bir parçası olarak irdeliyor. Zweig’ın intiharından önce en çok okuduğu yazarlardan birisi olan Montaigne’in ‘En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir’ sözlerinden ilham alarak hayat arkadaşıyla birlikte seçtiği ölümün de kitaba adını veren Avrupa’nın Katli’nin en çarpıcı örneklerinden biri olduğu aşikar.
Kitabın en çarpıcı bölümlerinden birini, İstanbul’a sığınıp yaşamının bir bölümünü Büyükada’da geçiren, Meksika’ya kaçtığında hala evinde Büyükada’dan hatıralar saklayan Troçki’nin hazin öyküsü oluşturuyor. Yazar, Troçki ailesinin İstanbul’dan Türk polisi eşliğinde Marsilya’ya giden bir şilebe binişini ve ardından Meksika’da Stalinci grupların evine yaptığı baskında ölümle noktalanan yolculuğunu dramatik bir uslüpla kaleme alıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163