VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hayatın giysili provası: Terapi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatın giysili provası: Terapi

Çoğumuz psikolojik yardım almayı gururumuza yediremeyiz. Oysa ki 135 yıllık genç bir bilim dalı olan psikoterapi, korkuları yenmek, acıları dindirmek için en büyük yardımcınız olabilir. “Sigmund Freud Ödülü”nü alarak günümüzün Freud’u unvanını perçinleyen Irvin D. Yalom, psikoterapiyi tarihsel akışı içinde ve hasta-doktor ilişkisine farklı bir pencereden bakarak irdeliyor

AYLA AKBUAR



Başarısız bir ilişki yüzünden üzüntülü olduğunuzu varsayın. Aylardır mükemmel olarak gördüğünüz bir kadın ya da erkekle ilgili nefret dolu, küçültücü düşüncelerle kuşatılmış durumdasınız. Onu düşünmekten vazgeçemiyorsunuz, çok derinden, belki de ölümcül bir yara aldığınızı ve intiharı düşünüyorsunuz amacınız yalnızca acınıza son vermek değil, buna neden olan kadını ya da erkeği cezalandırmak. Arkadaşlarınızın sizi teselli etme çabalarına rağmen umutsuzluğun pençesinden kurtulamıyorsunuz. Bir sonraki adımınız ne olurdu? Büyük olasılıkla bir psikoterapiste başvurmayı düşünürsünüz. Semptomlarınız depresyon, öfke, saplantılı düşünceler- yalnızca terapiye ihtiyacınız olduğunu değil, ondan büyük yarar göreceğinizi de göstermekte.”

Ruhsal olarak tükendiğimizde doğallıkla ilk aklımıza gelen şeyin psikoterapi olacağını söyleyen bu alıntı, Irvin Yalom’un “Bağışlanan Terapi” kitabından. Hepimiz; hızlanan dünya, azalan doğa, bireylerarası ilişkilerdeki şefkatsiz ortam, ekmeğin aslanın derinlerinde olması, amaçsız ya da umutsuz olmak vs. yüzünden zaman zaman ya da çoğu zaman psikolojik olarak bir desteğe ihtiyaç duyuyoruz. Bugün psikoloji, hayatımızın her köşesine sinmiş durumda. Yazılı basında da sanal alemde de psikolojik tanılar, sendromlar, çözümler, insan tiplemeleri vb. denk gelmediğimiz zaman yok gibi. Terapiye gitmek, günümüzün bunalmış insanının en büyük destekçisi. Ama çok uzak değil, bundan 135 yıl önce psikoterapi diye bir kavram insanoğlunun hayatında yoktu.

Yalom, “Nietzsche Ağladığında” kitabını yazarken bu gerçeği fark ediyor. 1882 yılında Nietzsche’nin Lou Salome ile ilişkisinin bittiği dönemi hikâyelerken, aynen ilk paragraftaki bir ruh halinde bulunan Nietzsche’nin gideceği bir terapist olmadığı gerçeğiyle yüzyüze geliyor. Bu satırları okuduğumda, Yalom’un yaşadığı şaşkınlığın bir benzerini de ben yaşadım. Freud 1895’te bize psikoterapiyi hediye edene dek ruh sağlığımıza yönelik katkılar, din adamlarının öğütleri ve kaplıca tedavisinin ötesine gitmiyordu. Şimdi belki de insanoğlunun en çok ihtiyaç duyduğu konu, psikolojik destek almak. Sadece ruhsal olarak çöküntüye girmek de gerekmiyor. İnsanlar motivasyon artırmak, daha çok satış yapmak, kitleleri etkilemek amacıyla da psikoloji biliminden faydalanıyorlar.

İyileşmede önemli olan “süreç”
1931 doğumlu Irvin Yalom, 2009 yılında “Sigmund Freud Ödülü”nü alarak günümüzün Freud’u unvanını perçinlemiş, gerek psikolojiye meraklı okurlar için yazdığı romanlar, gerek mesleğe yeni başlamış terapist adaylarına yol gösteren kitaplarla, gerek alanındaki cesur yaklaşımı ile çağımızın en etki yaratan terapistlerinden biri.
Yalom’un yeni kuşak terapistlere destek amacıyla yazdığı ve Türkçeye ilk kez Kabalcı Yayınevi tarafından kazandırılan “Bağışlanan Terapi” kitabı, yıllar sonra Epsilon Yayınevi tarafından tekrar basıldı. Gayet katı kuralların hakim olduğu hasta-terapist ilişkisine ‘insani’ boyutu eklemesinin (hastayla tokalaşmak, çay-kahve ikram etmek, gerekirse paltosunu tutmak, elli dakikalık seans sürelerini uzatabilmek gibi), bunu cesurca dile getirmesinin ve hatta bir kitapla yeni nesil terapistlere önermesinin gerçekten çok devrimci olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu devrimi, önemli bir psikiyatri kongresinde bir terapisti , ‘hastasının paltosunu tuttuğu için’ gayet sert eleştiren uzmanların cirit attığı bir ortamda gerçekleştirmiş ve akıl hocası olmaksızın bu yolda dışlanmayı dahi göze alarak yola çıkmış biri. Şu anda 86 yaşında olan Yalom’un 70’indeyken yazdığı bu kitap sadece terapistler için değil hastalar için de ufuk açıcı. Teknik detaylar içermiyor olması okunmayı kolay kılıyor. Yalom’un aslında hep söylemek istediği şey; hastayı iyileştiren şeyin ‘içerik’ değil’süreç’ olduğu. Yani terapistin yaptığı yorumlar, analizler, etkileyici entelektüel açıklamaların önemini yadsımaz. Ancak, asıl sağaltıcı olanın ‘süreçte yaşanan’ bireylerarası ilişkinin özünden kaynaklandığını iddia eder. Hastalarına dokunmaktan çekinmez (mesela acılı bir dulun seanslar sırasında elini tutma isteğini geri çevirmez), ancak cinsel sayılabilecek yaklaşımlardan uzak durulması gereğinin de kalınca altını çizer. Hastalarına ev ziyaretleri yaparak, tedavi sürecini zenginleştirdiğini söyler. Psikotik hastaları dışarda tutarak, orta derecede yüksek ile yüksek işlev düzeyine sahip hastalarla birkaç aydan iki üç yıla kadar , haftada bir ya da birkaç seans gerçekleştirdiği bu terapi seanslarında hedefleri yüksek tuttuğunu söyler. Amaç sadece acıyı azaltmak, semptomları yoketmek değildir. Kişinin potansiyelini gerçekleştirebileceği kişiliksel ve ruhsal dönüşümü hedefler.

Yalom, “Terapi, hayatın giysili provasıdır,” der. Terapi ortamında yaşananlar, yakın ilişki gerektirir. Kişilerin kendini açabilecekleri güven ortamı; anlaşılmayı, dinlenilmeyi, yakın ilişkinin gereklerini (eleştiri, reddetme, reddedilme, sınır koyma, duyguların ve sırların paylaşımı vs) içerir. Hastanın terapistiyle yaşadıkları, hayata dair umudu, beklentileri ve diğerleriyle kuracağı etkileşimleri canlı tutar, yol gösterir. Yalom’a göre terapist önce “insan”dır.


Ben deli değilim
Sahi, bizim ülkemizde neden psikoterapi görenlere hasta denmez de ‘danışan’ denir? İngilizce ‘Client: Müşteri’ ya da ‘Patient: Hasta’ deniyor. Latince ‘Patiens: Istırap çeken, acıya katlanan’ kelimesinden türeyen bu kelime, bizim dilimizde tıbbın her alanında kullanılırken, iş psikoterapiye gelince neden ‘danışan’ olur? İnsanımızın bir yanıyla hala yıllar öncesinden kalma ve belki de bilinçdışına yerleşmiş, ‘ben deli değilim’ alt yazısı için olabilir mi? Acı çektiğimizi kabullendiğimizde aslında ‘hasta’ olduğumuzu idrak etmek, belki de iyileşmeye giden yolun ilk adımıdır, kimbilir?


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam