VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Eylül 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Kadınlık dediğin külliyen deliliktir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kadınlık dediğin külliyen deliliktir

Kitabın en büyük başarısı sorguladığı kavramlarda... Hem gerçeği, hem zamanı, hem babayı, hem iktidarı, hem kadınlığı, hem erkekliği çok etkileyici bir şekilde sorguluyor kitap...

Elif Demirat

Her kitabın bir mevsimi vardır. Yazarların sonbahar aşkı başkadır, yazmak zamanı bile denebilir bu mevsim için... Mine Söğüt’ün Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni romanı “Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey” de o tür kitaplardan; bulutlu havalarda yazılmış bulutlu havalarda okunacak bir sonbahar kitabı... Kitap, sonbaharın hüzünlü renklerini, bulutlu havaların griliğini, yağmurlu havaların gerilimini; gizem ve sırların karanlığını taşıyor...
Yazar Mine Söğüt’ün kitabı, daha ilk cümlesinde bir kadının kaleminden yazıldığını doğruluyor. Romanın çok dişi bir kalemi var; ezber bozan ve zor sorular soran bir kadın yazarın elinden çıktığı aşikâr... Kitabın içeriği de kadınlığı sorguluyor. Kitaptaki hiç kimse sadece erkek ya da kadın değil; herkes hem erkek, hem kadın... Şehnaz evine bir ‘kadınadam’ getirip onunla sevişiyor; hem kadın hem adam olan biriyle... Yazar, bu bölümde, “Eğer bir erkek içindeki kadınla yüzleşmeyi göze alıyorsa ve cinsel organının altına yatıyorsa, içindeki kadını cebren diriltiyor demektir. Kadınlık dediğin külliyen deliliktir,” diye yazmaktadır.

MADAM ARTHUR BEY
Kitaba adını da veren Madam Arthur Bey’in hitabı bile kitaba dair çokça ipucu veriyor. Hem ‘madam’, hem ‘bey’ olarak takdim edilen çift cinsiyetli Arthur’un hikâyesi anlatılıyor... Ana karakter Madam Arthur Bey olsa da bu hikâyeyi yazan başka karakterler etrafında dönüyor kitap. Yazar Olcayto, fahişe Nagehan, banka memuru Şehnaz, eskici Kedileş, Deniz, dilsiz Maria ya da Olga, Olga’nın kadın ruhuna sahip ne Olga’nın ne de bizim gördüğümüz oğlu...
Romanın merkezinde Madam Arthur Bey’in yaşadığı ‘kara yalı’ var, bu kara yalıdan sıradan günlük yaşama bakan iki kişi, Madam Arthur Bey ve dilsiz Maria... Madam Arthur Bey bir hikâyesi olsun istiyor, belki de kendi yaşadığından ziyade kurmaca bir hayat düşlüyor. Hikâye arayan bir yazara, Olcayto’ya, hayatının fotoğraf albümünü teslim ediyor ve ondan kendisine bir hayat yazmasını istiyor. Hikâyenin kurgusu bu fotoğraf albümü üzerine kurulu... O fotoğraf albümü Olcayto’dan sonra, fahişelik yapan karşı komşusu Nagehan’ın yönlendirmesiyle Kedileş’e ulaşıyor. Kedileş bir eskici... Ama eskiyi sevmiyor, aksine nefret ediyor ve unutmak istiyor... Madam Arthur Bey’in karanlık geçmişini birlikte taşıyorlar. Kedileş fotoğrafları çeken Keşşaf’ı anlatıyor Olcayto’ya... Olcayto Keşşaf’a ulaşmayınca onunla aynı soy ismi taşıyan tek insan, kızı Şehnaz’a ulaşıyor... Şehnaz’ın tüm derdi hiç görmediği ölü babasıyla... Olcayto tekrar yalıya geri dönüyor ancak yalıda onu büyük bir sürpriz bekliyor. Kitap, bir kâbusu sadece bir kişinin değil de, altı yedi kişinin bir arada görmesi olarak nitelenebilir. Tüm olaylar, karanlık hayal güçlerinin ışığında, gerçek ile kabus arası bir boyutta geçiyor.

BABA’NIN SORGUSU
Kitabın en büyük başarısı sorguladığı kavramlarda... Hem gerçeği, hem zamanı, hem babayı, hem iktidarı, hem kadınlığı, hem erkekliği çok etkileyici bir şekilde sorguluyor kitap... Filmdeki karakterlerin babalarıyla problemleri olduğu açık... Şehnaz, Nagehan, Olcayto hiç görmediği babalarının kayıp ruhlarıyla kavga ediyorlar... Kimliklerini ararken, ‘kimsesizlik’lerine tanım arıyorlar. Babadan geçen hiçbir kültürel mirasa sahip değiller; muğlak soru işaretleriyle dolu bir geçmiş ellerinde kalan... Olcayto’nun yazar olmasının, kurmaca hayatlar kurmasının, Nagehan’ın fahişe olmasının, Şehnaz’ın kimseyi sevmemesinin, kimseyle sevişmemesinin sebebi ‘babalar’ı... Kitaptaki ilişkiler ise oldukça karmaşık; Olcay ve Şehnaz’ın babaları birbirine aşık, anneleri bu iki adamla sevişip iki ayrı adamdan olan ikiz çocuklar dünyaya getiriyor.
Yazarın kişisel hayatından da çokça etkileşimler olduğunu varsaymak zor bir tahlil olmaz... Üniversiteye başladığı yıl babasını kaybeden Mine Söğüt, ‘babasız’ karakterleriyle kişisel hayatındaki bu yolculuğunu sürdürüyor...
Kitapta ayrıca zaman kavramı önemli yer tutuyor. Kitapta iç içe geçen zamanlar var, fotoğraf karesinin ‘an’ları kadar kısa ama hepsi tek albümde toplanmış... Ve her defasında şu cümle tekrarlanıyor: “Dünya çok büyük, zaman çok geniş”... Kitaptaki dünya da zaman da kimi yerde küçülüyor, kimi zaman genişliyor. Kitabın övgüyü hak eden bir diğer tarafı dozunda devam eden geriliminde... Yazar oldukça başarılı bir kurguyla akıcı bir romana imza atıyor... Kitapta Maria’nın oğlunun ve bir ‘kadınadam’ olan Deniz’in hikâyelerine yeterince yer verilmiyor; birkaç paragraftan daha fazlasını hak edecek kadar ilginç karakterler her biri...
Ayrıca Maria ya da Olga’nın hikâyesi çok da büyük bir işlev görmüyor bütün içerisinde... Kitabın en zayıf yan öyküsünü Maria’nın savaştan kaçan, ayrıntıları tam da derinleşmeyen öyküsü oluşturuyor. Ne zaman o ülkeden kaçtığı, Türkiye’de nasıl yaşadığı, ne yaptığı pek anlaşılmıyor. Karakterin ‘yabancı’ ruhundan ziyade o yalıda yıllardır çalışan bir hizmetli hissini daha çok sağlıyor...
“Kırmızı Zaman”, “Beş Sevim Aparmanı: Rüya Tabirli Cinperi Yalanları” gibi kitapların yazarı Mine Söğüt, “Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey” ile biz okuyucularını heyecanlandırıyor ve çok daha iyi kitaplara gebe olduğunun da sinyalini veriyor...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam