VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Kahramanlarım babalarını arıyor çünkü ben de yetimim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Kahramanlarım babalarını arıyor çünkü ben de yetimim

Melih Esen Cengiz’in yeni kitabı “Kudüs’ün Güvercinleri”, on yaşındaki bir çocuğun gözünden, Kudüs kuşatmasını ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemini anlatıyor.

İPEK CEYLAN ÜNALAN

Kudüs Selahattin Eyyubi’nin derin stratejileri sonucu alınmış bir şehir. Daha sonra I. Dünya Savaşı ile İngilizler’e geçiyor. Sizi o dönemi yazmaya iten ne oldu?

Romanlarımda tarihi, bir doku olarak ele alıyorum. O dönemlerde karakterlerin kendilerine nasıl roller biçtiklerini ele alıp hikayeler üretiyorum. Kudüs’ü seçmemin nedeni ise Kudüs’ten ziyade Osmanlı’nın son dönemini anlatmak içindi. Osmanlı Devleti, 400 yüz yıla yakın bir süre Kudüs’ü idare etmiş ve buradaki farklı dinlerden ve milletlerden halkların huzur içinde yaşamasını sağlamıştı. Kudüs dinsel motifleri çok zengin bir şehir. Hıristiyanların Kutsal Kabir Kilisesi ve Türklerin Mescid’i Aksa’sı Kudüs’te… Ancak İngiliz işgaliyle birlikte Türklerin geri çekiliyor. Ben de romanımda Kudüs’ün bu tarihini arka plana yayarak insanın tarihsel evrimini anlatmak istedim.

Kudüs çok uluslu ve çok dinli bir şehir. Nitekim İngiliz işgali öncesi ve sonrası insanların duygu değişimlerini de ele alıyorsunuz…

Gönen’de büyüdüm ama Tatavla’lıyım. Ailemizin arkadaşlarının büyük çoğunluğu Ermeni ve Rum’du. Musevi de vardı ama özellikle Ermeni ve Rum’du. İlkokuldayken de sınıf arkadaşlarım arasında Ermeni, Rum ve Musevi olanlar vardı. Kurtuluş Spor Klübü’nün başkanı arkadaşım. Hala doğup büyüdüğüm çevre ve arkadaşlarımla dostluklarımı sürdürüyorum. Yani din ayrımının yapılmadığı bir kültürde büyüdüm. Hatta ayrım akla bile gelmezdi. Hani, eskiden bir He-Man karakteri vardı. “Güç bende” derdi. Kudüs’te güç Türkler’deydi, İngiliz işgalinden sonra ise İngilizler’e geçti. Ve bu da halkın arasındaki uyumu değiştirmeye başladı.

Kudüs’ün günümüzde dahi Filistin’e mi İsrail’e başkentlik yaptığı tartışmalı…

Kudüs’ün tarihine baktığımızda 1800’lerden itibaren Musevilerin Kudüs’e gelmeye başladıklarını görüyoruz. Sonrasında da Musevilerin çoğunluk oluyor. Hristiyan ve Araplar da nüfusun bir bölümünü oluşturuyor. Günümüzde de öyle, çok dinli ve çok uluslu bir şehir.

TOPLUMUN AYNASI NİTELİĞİNDE

Daha çok 20. yüzyıl tarihi üzerine yazıyorsunuz. Neden 20. yüzyıl?


20. yüzyıl tarihi çok ilgimi çekiyor. Ama ben o dönemi daha çok bir fon olarak kullanıyorum. Bir de ben yazarken mutlu olmalıyım. Mutlu olmadığım bir konu üzerine yazmam. Ne yazık ki, insanlar ciddi edebi eserleri pek almamaya başladı. Siz ne kadar üzerinde çalışılmış bir eser üretirseniz üretin, isminiz bir marka olmadıktan sonra satılmıyor. Durum böyle olunca insanın hevesi kırılıyor.

Romanın ana kahramanı 10 yaşında, Orhan isimli bir Türk çocuğu. Orhan Kudüs’un işgaline giden süreçte önce baba yarısı olarak gördüğü kişi olan Halid’i sonra da babasını kaybediyor ve tüm bunlar onu arkadaşlarına kızdığında “Sen zaten Gavursun” demeye kadar götürüyor. Neden böylesi sert söylemler var kitapta?

10 yaşında bir çocuk için hayat siyah ya da beyazdır. İkisinin arası yoktur. Kaldı ki Orhan kendine çok güvenen bir çocuk. Romanın içinde belli dönüm noktaları var. Hayatında tokat yememiş bir çocuk Orhan ama bir İngiliz subayından tokat yiyor. Böylesi bir tokat 10 yaşındaki bir erkek çocuğunu çok sarsar. O da çok sarsılıyor. Dediğiniz gibi babasını ve ardından ikinci babası olarak gördüğü Halid’i de kaybediyor ve hayat onun için siyaha dönüyor. Orhan’ın tavırları toplumun aynası niteliğinde diye düşünüyorum.

Ancak romanda bir de güvercin uçurma bölümleri var. Bu hikayenin beyaza da yakın olduğunu göstermiyor mu?

Orhan’ın güvercinini uçurma- uçurmama bölümü çok trajik. Okurdan aldığım tepkilerden çoğunluğu güvercinlerin olduğu bölümler üzerine... Hatta bu bölümlerin tokat gibi olduğunu söyleyenler var.

Kitaba da ismini veren “güvercin” motifini neden kullandınız?

Kitabın ilk ismi “Kudüs’te Bir Güvercin Öldü” idi. Ancak daha sonra “Kudüs’ün Güvercinleri” ismini uygun buldum. Güvercin figürünü ise beni çok etkilediği için kullandım. Ama şunu söylemek isterim ki, bu kitap okuyucudan çok şey bekliyor. Çünkü içinde rüyalar ve cevaplanması gereken sorular var. Bu bölümler aracılığıyla güvercinin saf bir yaratık olarak kötüye nasıl evrildiğini görüyoruz.

BEN DE BİR YETİMİM
“Marlene’nin Yetimi”nde AIDS hastası Otto babasının izlerini arıyordu, “Kudüs’ün Güvencinleri”nde de Orhan babasının izini sürüyor. Baba-oğul ilişkisi edebiyatınızda önemli bir yer tutuyor diyebilir miyiz?


Evet. Çünkü ben de bir yetimim. Bir yaşında babamı kaybettim. Baba özlemi benim için çok özeldir. Ben bu özlemi hep içimde taşıdım, taşıyorum. Ancak bu kitabımda baba-oğul ilişkisi iki farklı kişide paylaşılıyor. Biri Orhan’ın baba yarısı olarak gördüğü yaver Halid, diğeri öz babası. Bazı noktalar tamamen benim hayatımdan izler taşıyor. Mesela bir sütlaç sahnesi var kitapta. Sütanne Hıristiyan komşuların ikram olarak gönderdiği sütlaç için “Altına iyi bakın, haç yapmış olabilirler” diyor. Küçüklüğümde böyle durumlarla çok karşılaştım. Ermeni, Hıristiyan, Rum komşularımız vardı ve hepsini çok severdik. Hiç dışlamazdık. Bize bazen sütlaç yollarlardı ve altına bakardık tarçınla haç yapmışlar mı diye. Böyle durumlarda üvey babam “Ye hanım ye, daha tatlı oluyor” derdi. Gülüşür, afiyetle yerdik. Dediğim gibi adeta bizim ailenin bir parçası olarak gibiydiler. Kitapta sık sık yer ‘gavur’ kelimesine yer vermeme gelince... Ben çocukken de gavur kelimesi kullanılırdı ama bu sadece kötü amaçlı değildi. Mesela gavur inadı, derdik.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163