VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Şubat 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Ruhu tüm sınırları yerle bir etti
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Ruhu tüm sınırları yerle bir etti

Berlin ve Viyana’dan sonra Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisi Pera Müzesi’nde. Sergiyi gezip bu olağanüstü kadının dünyasına girenler onu daha iyi tanımak için Everest Yayınları’ndan çıkan “Frida Kahlo” kitabını okuyabilir.

Belma Akçura

Kaza bir kavşakta oluyor...
San Juan bulvarının tam karşısında...
Şiddeti olmayan ağır ve yavaş bir tren boğa gibi cüssesiyle; içi tıklım tıklım yolcu dolu otobüse tam ortasından çarpıyor. Otobüs parçalar hâlinde havaya uçarken yolcular çığlıklar halinde dışarı fırlıyor...
Otobüsten dışarı fırlayan yolculardan biri Frida Kahlo...

Kahlo, parçalanmış otobüsün sahanlığından kalan bir parçanın üzerinde, her tarafı kana bulanmış yine de “yaralı bir boğa güreşçisi” gibi yerinden kalkmaya çalışıyor...

Otobüse birlikte bindiği, ona ‘kedi gibi yanaşan’ ilk aşkı Alejandro yaralıların arasında Frida’yı arıyor... O’nu sırtında, bedenini delip geçen koca bir demir parçasıyla buluyor. Buna rağmen soğukkanlılığını bir an bile yitirmeden hızlı ve vahşi bir hareketle demiri Frida’nın sırtından çekip çıkarıyor...

“...Gözümden tek damla yaş akmadı ve demir çubuk bir kılıcın boğayı delmesi gibi beni delip geçti. ”

Frida’nın hastane raporu derin yaralar kırıklar ve yırtılmalarla dolu... Üçüncü ve dördüncü omurga kemikleri kırılmış, kalça kemiğinde üç, sağ ayakta on bir kırık sol dirsekte çıkık sol kalçadan giren ve cinsel organından çıkan bir demir çubuğun açtığı derin yara, cinsel organda sol dudak yırtılması...

“Ben bir devrim kızıyım.” Everest Yayınları’ndan çıkan “Unutulmayan Kadınlar Dizisi”nde Rauda Jamis’ın anlattığı Frida’nın böyle büyük bir acıyla tanışması ilk değildir...

Altı yaşındayken de çocuk felci geçirince bir bacağı sakat kalır...

Acımasızca, anlamsızca, alay edilerek ortopedik botunun sert derisine atılan taşın çıkarttığı tok seslerle büyür...

Günlüğüne “17 yaşındayım ve hak etmediğim bir şey için acı çekiyorum...” diye yazar ama yıllar içerisinde sürekli kendisine hem kendi bedeninin hem de başkalarının anımsattığı sakatlığı, o çocukluk anılarından kalan yaraları, Meksika’da devrimci ayaklanmaların önderi Emiliano Zapata döneminin kendisine kazandırdığı devrimci bir ruhla başka türlü taşımayı da öğrenir.

Günlüğüne şöyle yazar; “Gün ışığını görünceye dek isyanın çoşkusuyla dolup böyle bir ateşin ortasında doğdum ben. Gün kavurucuydu ve o gün, tüm yaşamım boyunca beni sarıp sarmaladı. Çocukken bir kıvılcım gibi çıtırdadım. Büyüyünce tepeden tırnağa alev kesildim. Ben bir devrimin kızıyım buna hiç şüphe yok...”

RESİM YAPMAK ONUN “TEK BAŞINA” OLMA HALİDİR

32 ameliyat ve omurgası ve sağ bacağında hiç dinmeyen bir acıyla yaşamak zorunda olduğunu öğrendiğinde bütün hayatı değişmiştir artık... Ama günlüklerine dinmek bilmeyen ağrılarını ve aşk acısını, bu acıları tek başına nasıl çektiğini, umutsuzluğa tek başına nasıl kapıldığını ve her şeye tek başına nasıl katlandığını yazmaya devam eder...

“Yaşamlarına bir anlam vermeyi bilmeyen ve sizinkine zarar vermeye çalışarak daha da alçalmaya çalışan insanların, kendilerine öz güçlerini, başkalarını küçük düşürme yoluyla elde edecekleri öğretilmiş düş gücü ve oyun fukarası çocukların bu türden kırıcı davranışları bana dokunmaz oldu... Oysa gerçek güçlülük güçsüzlük maskesi taşır... Bir rahatlık, neredeyse bir lükstür bu...” Frida’yı resimle buluşturan yaşadığı her şeyde bu “tek” olma halidir... Yaptığı her resim; onun politik duruşuyla, aykırılığıyla ve dinmek bilmez acılarıyla “kimlik” kazanır... Öyle ki; resimleri ‘kendisidir’ aslında; Gerdanlığıyla, papağanlarıyla, elbiseleriyle... Bazen kırık bir sütundur, bazen bellektir, umutsuzluk, ölümdür... Bazen yaralı bir geyik, birkaç deliktir, hatta çirkinliktir...

Bu resimler onun Meksikalı Michalangelo olarak anılan ressam Diego Rivera’yla tanışmasını sağlar. Meksika Komünist Partisi’ne de üye olur, Meksika’da Diego ile birlikte eylemlere yürüyüşlere katılır... 1929’da evlenirler ve ABD’ye yerleşirler... Diego onun aklı ve kalbi ise Marksizm’de onu sağlığına kavuşturandır. Frida özellikle ağrıyan bacağı ile hareketsiz kaldığı dönemlerde düzenli bir biçimde resim yapar. Meksika’da iken resmi üzerinde etkisini gösteren Diego’nun tarzından kurtulur ama kendisini Diego ile birlikte temsil eden resmin de onun hayatında özel bir yeri olur...

Resimde ikisi de ayakta ve el ele tutuşmuşlardır... Diego’nun öbür elinde bir paket... Ressam odur... Frida ise ancak omzuna geldiği bu kocaman adama doğru başını büyük bir sevgiyle çevirmiştir...

Ancak Rivera’nın sadakatsizliği, 1939 yılında boşanmalarına neden olsa da bir sene sonra yeniden evlenirler. Diego Meksika hükümeti tarafından ulusal sarayda duvar resmi yapması için geri çağrılınca dönerler ve Frida’nın çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev’e yerleşirler. Frida’nın da evlilikleri sırasında başka erkekler ve kadınlarla da ilişkisi olur. Frida, sevgilisi de olan Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki’ye düzenlenen suikastın ardından suikastçı ressam Siqueiros’un arkadaşı olması nedeniyle sorgulanır... Artık O 1938 ’de New York’ta, 1939’daki Paris’te açtığı sergilerle ünlenen bir ressamdır. Piasso’nun övdüğü bir ressam... 1953 yılında Mexico City’de kendi kişisel sergisini açmaya çalışırken ağrıları giderek artar ve sağ bacağı kesilir...“Gecelerim, çarpan kocaman bir yürek gibi. Gecelerim aysız; pencerelerden süzülen gri ışığa gözünü kırpmadan bakıyor. Gecelerim ağlıyor, yastığım nemli ve soğuk. Gecelerim beni yokluğuna itiyor; seni arıyorum, yanımdaki dev bedenini, soluğunu, kokunu arıyorum. Neredesin? Bedenim, şu sakat külçe, senin sıcaklığında bir an kendini unutmak istiyor. Gecelerim paçavraya dönmüş bir yürek...”

Kesik bir bacakla komünistlerin düzenlediği bir gösteriye katılmak istediğinde onu kimse engelleyemiyor... Yağan yağmura aldırmadan Diego tekerlekli sandalyesini sürüyor... “Hayatımda ilk kez bumburuşuk olmasına aldırmadan başıma bir eşarp taktım Bu gri günün yağmurunun çizgilerine karıştığı acıyla buruşmuş yüzümü hissedebiliyordum... Diego tekerlekli sandalyemi sürüyordu. Sakatlığımdan ve acılarımdan daha önemli davalar olduğuna bir kez daha inanmak istedim... Bireysel olanı daha evrensel olan davaların görkemine adamak gerek... Bundan kuşku duymak insanlığa karşı işlenmiş bir suç olurdu... Öyle zannediyorum... Gösteri sırasında çekilen resmime bakıyorum; Neye benziyorum... Yürüyen bir umutsuzluk... Yüzüm hüzünden başka bir şey ifade etmiyor...” Bir yıl sonra 13 Temmuz 1954’te, akciğer ambolisinden yaşama veda ederken ardında bıraktığı son tablo “Yaşasın Hayat” oldu.

Paylaş