VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Mart 2010 Salı | Anasayfa > Haberler > Selam Leonardo!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Selam Leonardo!

“Işığa bak ve güzelliğini bir düşün. Gözünü kırp ve bir daha bak. Onda gördüğün daha önce yoktu ve onda daha önce var olan artık yok. Var eden sürekli öldüğüne göre, onu yeniden var eden kim?”

Aytekin Hatipoğlu

Selam Leonardo. Ruhunun bedenini terk edişinden bu yana tam 5 yüzyıl geçmiş. Eserlerinle tanışanlar her zaman olduğu gibi bugün de senin
dâhi olduğunu düşünüyor. Kimilerine göreyse müthiş bir kâhinsin. Doğru, kehanetlerin var ama ben senin kâhin olduğunu da kâhin olmak istediğini de düşünmüyorum. Zaten anlaşılıyor ki senin derdin de öyle ya da böyle olmak veya bilinmek değildi. Tek bir derdin vardı, geleceğe gitmek; iyice geleceğe; sırları bir bir çözdüğün hızlı bir yolculukla, artık görünür ya da görünmez hiçbir sırrın kalmadığı o ana.

Ben her ne kadar bugün seni çok yakımızda bir yerde görüyorsam da zihnim tedirgin. Düşüncem bizi geçip gitmiş olabileceğini söylüyor. Öyle söylüyor çünkü bizden çok önce yola çıktın ve anladın ki yolculuk gerçek, hedefse ütopya. Çözdüğünü düşündüğün her sırrı birer hüküm
olarak bazen çoğu kişi gibi sağ elinle, soldan sağa ama daha sık sol elinle sağdan sola yazdın. Neden yazdın? Farklı tahminler var. Gerçekse bilinemiyor.

Bugün yazdıklarını okudukça, dehadan yoksun ama dehana hayran biri olarak seni konuşabilecek kadar yakınımda hissediyorum. Çünkü dediğin
gibi; bugün “ağaç, getirdiği yıkımla intikam alıyor onu kesenlerden.”

“Nefse hâkimiyet” hâlâ “en büyük ve hem de en küçük hâkimiyet.” Hâlâ senin “hareket her tür yaşamın nedenidir” tespitindeki “espri”yi
CERN’deki deneylerde görmeye çalışıyoruz. “Doğada hiçbir sonuç nedensiz değil” ve ancak “nedenini anlarsak, deneye gerek kalmayacak” demiştin ya...

“Ey şeyler üzerine düşünen kişi, doğanın olağan yoldan kendi kendine ortaya çıkardığı şeyleri bilmekle övünme! Kendi zihninde tasarladığın
şeylerin amacını biliyorsan, o zaman sevin” diye yazmıştın. Bugün biliyor musun, milyonlarca zihin tasarlayıp duruyor. Amacını da biliyorlardır ama kaçınınki “sevindirici”dir, ondan emin olamıyoruz ve yalnız başına “bilmek” sevindirir mi, bunu düşünüyoruz.

“Zamanla değişedurur her şey” demiş, sonra başka bir yerde de değişimdeki belki tek değişmezi not almıştın:

“Yitirilebilen şeye zenginlik denmez. Gerçek mülkümüz ve sahibinin gerçek ödülü erdemdir. Erdemi yitirmek olanaksızdır, yaşam bizi
bırakmadıkça, bizi bırakmaz o. Malı mülkü ve dışsal zenginliği ise her zaman korkarak tut elinde; bunlar çoğu zaman onları yitiren
sahiplerini aşağılanma ve alayla baş başa bırakırlar.”

Haklısın Leonardo. Eminim ki erdem yazılı olduğu kâğıtlarda bugün de mevcudiyetini sürdürüyor ve hep sürdürecek. Ama bugün o kadar kalabalığız, o kadar kalabalığız ki kimin ne erdemi varsa sıkışıklığın arasında ezilip gidiyor. Ayakta kalanlarınsa da bilinebilmesi için “dışsal zenginlik” gerekiyor.

Çok kalabalığız, her şey çok hızlı ve büyük bir gürültü içindeyiz...

Leonardo, dediğin gibi; “Irmakların dokunduğun suyu, gidenin sonuncusu ve gelenin ilkidir. Şimdiki zaman da öyle.” Ama “kim var ediyor” diye
sorduğun o (gizil) “güç” var ya, zamanın hem içinde hem dışında olmalı ve “doğada sıçrama olmaz” hükmü de doğru olmalı ki bitmez bir
yolculukta bir bir sıralanıyoruz, kâh çok yakınlaşarak kâh arayı açarak...

MADDE DAĞILIYOR...
İtalyan dili tarihi hocası, Leonardo Da Vinci’nin felsefi ve bilimsel düşüncesi alanında uzman Augusto Marinoni, (1911-1997) Leonardo’nun
doğrudan bilimsel araştırmaları veya sanat üzerine yazıları dışında kalan metinlerini bir araya getirip yayınlamış (Scritti Letterari
1952). 1967 yılında da Madrid Ulusal Kütüphanesi’nde Leonardo’nun yaklaşık 700 sayfalık iki el yazması bulunmuş. Marinoni önceki
çalışmasını bulunan bu el yazmalarındaki metinlerle birlikte genişleterek yeniden yayınlamış (1974). Kemal Atakay (*) Marinoni’nin
yayımladığı Leonardo metinlerini (Rizzoli) 2009 baskısından çevirerek Türkçeye kazandırdı: “Yazılar / Masallar, Kehanetler, Nükteler ve Diğerleri / Leonardo Da Vinci” Yapı Kredi Yayınları - 3058, Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi -75 (**)

Bu kitap, Da Vinci’nin kendi elinden çıkmış Türkçedeki en zengin metin oldu. Elbette Türkçede Leonardo hakkında yazılmış ve kendi metinlerini içeren başka kitaplar da var. Ayrıca tekrar edelim, bu kitabın içeriği Da vinci’nin doğrudan sanat ve bilimsel çalışma ve çıkarımları üzerine yazdıklarının dışında kalan metinler. Düşünceler, mektuplar, önsöz
taslakları, “Memlûk Hükümdarı’na” yazılmış bir metin gibi... “Ekler” kısmındaki Dilbilgisi ve Sözcükler Notları Üzerine, Leonardo ve Euklides, Leonardo’nun kitapları bölümleri ise bu çok değerli çalışmanın daha spesifik zenginliği...

Yaklaşık elli sayfalık Giriş bölümünde metinleri yayıma hazırlayan uzman Augusto Marinoni okuyucuyu çok yoğun bir hırzlı kurstan geçiriyor. O sayede hem çağlar öncesi düşüncesinin bugün bize dağınık gelen durumunu toparlamak daha kolay oluyor hem de Da Vinci
karakterinin ana hatları daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu çalışmasıyla Marinoni’nin Da Vinci araştırma ve incelemeleri
külliyatına çok değerli, büyük bir katkıda bulunduğu açık.

Rönesans’ın dev sanatçısına, Leonardo Da Vinci’ye (15 Nisan 1452, Vinci - 2 Mayıs 1519 Amboise) dönecek olursak... Kendisinden 21 yıl
sonra doğan Kopernik (1473-1543) ömrünün sonlarına doğru Dünya’nın ve öteki gezegenlerin Güneş’in çevresinde döndüklerini açıklamıştı. Şimdi bu “dönme” meselesini bir de Da Vinci’nin resminde, Mahşer taslağında görelim, Marinoni anlatıyor: “(...) Gök kendi çevresinde dönen dev bir yağmur bulutu şeklinde kıvrım kıvrım resmedilir. Aşağıda, bir şehri çevreleyen bir ova bükülür, kıvrılır; yağmur bulutu şeklindeki göğe doğru yükselirken soldaki dağ ise parçalanıp çöker ve şehrin üstünü örter. Ama bütün toprağı, ovayı ve dağı, hızla dönen bir güç emiyor gibidir. Maddenin tek tek parçaları dağılarak ağırlıklarını yitirir ve kendi çevrelerinde dönmeye başlar, gök çevrintisiyle simetrik ikinci bir çevrinti oluştururlar.”

Bu metinleri okuduğumda şu hisse kapıldım; Leonardo üç yüzyıl sonra doğmuş olsaydı biz bugün Einstein’ı tanımıyor ya da başka bir
hüneriyle tanıyor olacaktık. CERN’de de başka işler yapılıyor olacaktı... Ama son sözüm bu değil; biyografiler bizi bir kişiye asla
kendi sözünün, kendi satırlarının yaklaştırdığı kadar yaklaştırmıyor.

Nazar boncuğu: Leonardo’nun (gizil) gücü rakamlara yapacağını yapmış, “Giriş”in ilk satırında “1452” sayısı “1542” olmuş. Olsun, ben böyle kazalara nazar boncuğu diyorum...

(*) “Paragone / Sanatların Karşılaştırılması” Leonardo Da Vinci. Çev.
Kemal Atakay, Notos Mayıs 2007
(**) Kemal Atakay bu ağır çeviri çalışmasını 4 Ağustos 2007’de
kaybettiğimiz Samih Rifat’ın(1) anısına adamış. Rifat’ı biz de
saygıyla anıyoruz.
(1) “Bilmeceler (Kehanetler)” Leonardo Da Vinci, Çeviren: Samih Rifat,
SEL Yayıncılık, Nisan 2001.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163